30 Ekim 2016 Pazar

12.

Her şeyi halledebildiğimi sandığım günler sıralanıyor ardı ardına ama hayatın akorduna basamıyorum bir türlü. Uçuşların her gün ertelenebileceği bir hayatta yaşıyorken inanç, güçlü insanların avcundadır. Ya kalkıp savaşacaksın yada yanarken derdine, kendinide yakacaksın ve küllerini saçmıyacaksın ortalığa. Bu yüzden her bir adım dahada eskidir dünyada, insanlar anılarını savurmıyacak uçurumlarında.. Ses tonun, parmak izin, fikirlerin ve aynaya bakabildiğin kalacak iken sadece bedenin unutulacak. Oysaki ben, kolunun altındaki kahverengi yaradan tutup ayağındaki çizgilere imza atmıştım. Okadar takip etmişim ki seni, ayakkabılarımı giymeyi unuttum. En önemliside senin denizlerin sonsuz iken ben, çölde yüzmeyi öğrendim tek başıma. Buda sana son selamımdır dünya. Bakamam ardıma..

11. ARA YAZI

Bir şeyler olsun diye bakıyordum ki gökyüzüne, o yüzden yıldızlar hep ağzıma doğru kaydı.
Şimdi sessizce bekliyeceğim,
doğru zamanları ve gelmeyecek..

11 Ekim 2016 Salı

10.

Gururumun kırıntılarını topladım yerden, otuz iki bin yerinden yapıştırdım onu! Ben hiç mi mutlu olamıyacaktım? Varsın olmasın ama ezikte olmıyacaktım! Sinirimi bozan göz yaşlarımı sildim, ellerimin tozluklarıyla. Hemen giyindim, harekete geçtim. Gazete aldım, iş ilanları, ilanları.. Hedefim büyük Lavender, içimdeki ezik piçi kurtaracağım! Kızgınım ama nefret dolu değilim, yürüyeceğim. Arabam yok, yürüyeceğim! Bisikletim bile yok, olsun oda olsun! ayağımmı kırıldı? tekerlekli sandalye ile koşacağım ulan beni kimse durduramıyacak artık! Derin nefes alıp sakinleşmek mi? yaşadığım her saniye derin nefesler alıp durdum, karnıma giren kazıklardan dolayı.. Babam öleli arkasından bir kaç para bırakmıştı, onları toparladım. Saçımı taradım, jilet gibi burnu keskin ayakkabılarımı giydim, upuzun saçlarım upuzun sakallarıma karışmıştı her geçen gün, hallettim hemen kesip düzelttim. Şimdi aynada baktığım adam, kendinden çok emindi. Dışarı çıktım, bir sürü güzel hanımefendiler, hiçbiri artık şeytan değil gözümde! Ve ben artık yürüyen bir kütük olmıyacağım, içimdeki centilmen adamı ortaya çıkarıp gülümseyeceğim sadece. Çünkü gururumun kırıntılarını topladım otuz iki bin parçanın yerlerinden, yapıştırdığıma eminim..

11 Eylül 2016 Pazar

9.

Uçurumda yürüyorum sanki ve kimse beni uyarmıyor. Düştüğüm zaman ise bir çok el görüyorum, kurtarmak için değil biliyorum. Pişmanlıkları fazla kimisinin, bakmadan gidebilir. Bazıları ise, el uzatır. Mutsuz olduğun hayata geri dön diye. İyilik bazen, siyah örtüler ile kaplı tuzağın ardında olduğundan bir şekilde mücadele vermek zorundasın. Benim bir şansım bile yoktu o gün, yine ve yeniden sürüklendiğim hikayelerin bitişini izlemekten yorulmaya başlamıştım yada üzülmeye vakit bulamıyordum. Üzülmüyordum'da zaten, sanki kalbim taş beynim ise çok hızlı çalışıyor gibi şu sıralar. Hissetmek bana çok uzak bir eylem ve ne zaman bu cümleyi kursam illaki birileri gelip umut aşılıyor bana. Çünkü kalbimi ben açıyorum, izin veriyorum beni inandırmalarına. Bunun farkında olduğum gün, işte o günden itibaren durdu her şey. Hayatıma birileri girip, kapıyı kilitliyor. Ben ise pencereden, tavan arasından kısacası bir yerlerden kaçmayı başarıyorum. Takip ediliyorum, özleniyorum, soruluyorum, sorgulanıyorum çokça, sorun'da bu ya zaten.. Kimse neyin yada kimin, neden peşinde olduğunu bilmiyor. Birilerinin moda akımına uyuyorum, bazıları ise beni görmüyor hatta yürürken çarpıyor. Çarpıyor, arkasına dönüp bakmıyor. Çünkü oda peşinde, peşinde olunan şeylerin. Bir yerden sonra sende arkana bakmıyorsun, herkes seninle aynı adımı atıyor. Başkalarının aynı oluşundan rahatlıyorsun ''bende oldum, bizde geçtik'' diye başlıyan her hikayeyi dinlemekten sıkılınca, geri adım atabilecekmisin? Herkes geriye bakamazken sen, geri adım atabilecekmisin? Yürek yemek fayda etmez sana, antikalar yüreğe ihtiyaç duymaz iken.

5 Eylül 2016 Pazartesi

8.

Bugün bir şeylerin olacağı belliydi. Karnımda kocaman bir yumru vardı, başım dönüyordu. Gecenin bir yarısı uyanmaya korksamda, saklandığım yorganın altında yaşayamazdım. Bir şarkı açtım, karnımı bastırdım, dans ettim gözlerimi kapayarak, umursamadım. Kıyafetlerimi ütülemeden çıktım dışarı, rüzgar zaten bozacaktı. Önüme dizildi sonbaharın yaprakları, konuşacaklardı. Takıldım çıkıntılara, hiçbir şey olmamış gibi davranmaktan ziyade sadece gülümsedim ve yoluma devam ettim. Gözüme bir şey takıldı, iz gibi sanki takip etmemi isteyen bir ses işareti. Düşünmek istemedim, ayaklarıma bıraktım kendimi. Takibin sonunda, minik bir ara sokakta, minik bir işaret bekliyordu beni. Duvara yaslandım, derin nefesler aldım.. Duvarın ardına baktığımda ise ilk farkettiğim ay'ın bulutların arkasına saklanışıydı. Rüzgar arttı, saçlarım darmadağın. Gözlerim olanları süzerken, o adamı gördüm.

Gözleri kapalı, karnında yumrusuyla, dans ediyordu yaprakların ortasında. Açık kumral saçları dalgalanıyordu, kolları yukardaydı, benden son derece habersizdi ve asıl işaret bu değildi, birazdan olacak olanlar tam anlamıyla ağzıma edecekti. Köşede oturmuş onu izleyen birini gördüm ilk önce, iyice baktığımda o Aslıydı. Sonra aklımdan ''Tabiki Aslı''diye geçirdim, engel olamadım. Yaklaşıyordu ona, adım adım. Beline sarılıyordu, birasından bir yudum alıp. Sırt sırta durdular, gülümsediler, omuzlarında başları, ceplerinde elleri ve sessiz. Gözlerimi kapattım, sanırım ne olacağını biliyordum ki, kalbim bana ''aç gözlerinide bak!'' diyordu. Yenik düştüm ve yavaçşa göz kapaklarım açıldığında bir daha asla gözlerimi açmamam gerektiğini öğrenmiştim. İşte ilk kez o gün, aldatılmıştım. Karnımdaki yumru, boğazımda atıyordu artık. Aslı diyebildim sadece, son kez. Şaşkın gözlerle bana baktı, ben arkamı dönüp eve doğru yürürken peşimden koştu, yanımda yürüdü. Bir şeyler söyledi bense başım yere eğik hala o sahneyi canlandırıyordum aklımda. Sonra bir ara durdum ve ona baktım. Bir şeyler dememi bekliyordu, belkide bir tokat kim bilir. Sadece anlamsızca baktım, gözlerimde hiç bir sevgi ifadesi yoktu. Yıllarca yanan bir cadde ışığının, ilk kez sönüşü gibiydi  duruşumda yansıttığım. Kafamı yere eğip, yürümeye devam ettim. Adımları susmuştu, geri sardı ve gitti. Ben o anı yaşamadım, oda yaşatmamıştı. Benim bir evim, bir köpeğim, birde kitabım vardı. Dahası yoktu, o yataktanda hiç kalkmamıştım.

4 Eylül 2016 Pazar

7. SES

Etrafında, milyonlarca ses var. Adım attıkça yeni, geri adım attıkça unutup tekrar dinlediklerin. Bunların hepsini bir araya getirsen, sadece çirkinlik var. Ben ise aralarından seçiyorum. Yardıma muhtaç birileri var, oda telaşlı. Telaşlımısın? Bir yerlere gidiyormuşuz. Dur bakalım.

11 Ağustos 2016 Perşembe

6.

Kıydım kendime Lavender, kendime çok büyük ayıplar ettim. Saçlarımı kazıdım,bileklerimi kazıdım, fikirlerimi kazıdım. Çok başka, bambaşka biri oldum. 3 yıl, tam bukadar oldu eski halimden. Dönüp bakıyorum eski fotoğraflarıma, eski hatıralarıma ve gözlerimin ifadesini inceliyorum sürekli. Ben değilim, deliyim.. Diyelim ki, hiç biri olmadı. Nasıl anlardım değil mi bu lanet hayatı? Eskiden insanları göremezdim, yumuşacık saf duygularım vardı. Yine darbe aldım, aldım ve aldım. Şimdi, insanları çok iyi tanıyorum. Ne değişti? Darbelerim çoğaldı. Zihin okur gibi, bakışlarınızı duyuyorum. Dönüyorum arkama, her yerde gözler var bana doğru, dikilmiş olan. Farklı görünen her şeyi, yok edin. Belkide ben kaldım, yok ettiniz. Dünya daralıyor, o daraldıkça ben daralıyorum. İçim çok ufak, sıkıntılı. Küçük bir odanın, penceresi yok gibi hayatım. Sevsinler senide, sevgilerinde boğsunlar, boğarken sevdim sevince boğdum mu? desinler, sanada..

Başına gelmeden, yüreğine değmeyenler dokundu bana. Kurtaracak mısın şimdi?
Tuşları olmayan, piyanolar çaldı vasiyetinde. Göreceksin.
Sende, herkes gibi. Kazıtacaksın saçlarını, beline kadar aklarını..


Sana sesleniyorum Lavender,  Aslıya zarar verdin. Kendine bile değerin yoktu, şaşırtmadın beni. Önce kendimi, sonrada düşüncelerimi serbest bıraktım. Peki neden? Yontulmak için hazırlanan bir duvar gibiydim, daha küçücük ve beyaz. Büyüdükçe başkaları tarafından şekillendirilmiş, yeni halini izlerken canı yanmış. Yeterince büyüdüğünde ise, kim olduğunu bile unutmuş. Okadar eskimiş ki, olduğu yerden bir anda devrilmiş, kırılmış her yeri. Yapamamışlar, düzeltememişler. Süpürdüler kırıntılarımı, asfalt zincirlerden. Zamanın hatırası olarak kaldım, arka planda. Adımı senede bir kere duyuyorum Aslının ağzından, izliyorum. Nasıl seslendiğini, seslenirken neler hissettiğini. Dahası, azalıyor hatıralar hafızasında. Fotoğraflar, yatağın altına saklanmış. Yataktaki gıcırtılara şahit oluyorum. Başkasıyla, birlikte.. Eski odamı ziyaret ettim ve fazla cansız. Boyalar akıp gitmiş. Raflar tozlanmış, her eşya poşetler içinde, kimisi verilmiş kimisi saklanmış ''Aa bu Lavenderin en sevdiği şey!'' der gibi. Ama, saklanılan hiç bir şeye ihtiyacım yok şimdi. Gece uyurken, aşşağıdan gelen çığlıkları duymuyorum yada inip olanları izlemiyorum, duymuyorum, hatırlamıyorum. Kafamın içinde dönmüyor aynı senaryolar. Dört duvar arasında, beyazları görüyorum. Bir de penceremi..


Şimdi, bir kez daha yazacağım olanları. Son kez, içimden içime. Şizofrenliğimin en detaylı kırıntılarına kadar sana sunacağım. Gözleri renkli, siyah kadın.

9 Ağustos 2016 Salı

5.

Fotoğrafıma bakıyorum, yüzümdeki hikayeyi görüyormusunuz? Ben öldüğüm zaman, okuyabilecekmisiniz gözlerimi? Bu yazılan her satıra, sizin de tüyleriniz ürperecekmi? Daha dün buradaydı! Diyecekmisiniz? Unutacakmısınız benide, herkes gibi? Peki hikayemi? Atacakmısınız bir köşeye? Köşeler, köşelere sıkıştıracağım her birimizi. Zorda kalırsanız, aklınıza gelir vijdanınız belki. Belki, yok olan umutlarınız ışıklanır üzerimize. Hepimiz aynı anda, seyrederiz bulutları. Yağmurlar akar gözlerimize.. Sevecekmisiniz İNSAN GİBİ?! İnanacakmısınız BİRBİRİNİZE?! Tutacakmısınız ELLERİNİZİ?! Tamda, şu ekranın arkasında bunları yazan ellerime mesela? HAHAHA! İlgi, daha çok ilgi. Geleceğimi görebiliyorum, ordaki sen! Bir tımarhanenin penceresinde, hala yazıyor olacağım. Hepimize..


Herkes kendi halinde. Tutamadın.. Bana, bana kal, bana artık hoşçakal, yalnızca ben.

4. ARA YAZI

Herkes gibi benimde güzel hayallerim var, çoğunuz gibi benimde hayallerim çöpe gitti, bazılarımız gibi hayal edecek vaktim yok, benim sanırım isteğe hevesim yok. Gökyüzü bile artık iki yüzlü. Ben ise, pek yüklü.

Yokuşu uçuyorum, aşşağı yuvarlanıyorum. Zorluk adım, basit adamım yani.


3.

Aklımdan geçen senaryoları görebilseler, benden olabildiğince uzak dururlardı. Kafamın bir köşesinde babam, bir köşesinde annem, bir köşesinde ise kardeşim var herzaman. Babama vuruyorum, çok derin bir öfkeyle. Bağırıyorum, çığlıklar atıp vurmaya devam ediyorum. Bana doldurduğu acıyı, boşaltıyorum. Annem ağlıyor, bir köşede. Olanları izliyor, çaresiz surat ifadesi ile hala onu seviyor, boğazımı sıkarken bile. Kardeşim bize yukardan bakıyor, beyaz kıyafeti üstünde. Hızlıca koşuyorum, ellerimde yara izleri var. Okadar fazla acı vermişti ki, artık bu dünyada olmaması gerekiyordu. Dünyada olmaması gereken kardeşim değil, bunu ona yapan babası gitmeliydi. En uzak, çok uzak bir ormanda kaybolacağım şimdi. Kendi hayatımı kuracağım orda, eksoz dumanları, alaycı bakışlar yada enerji vampirleri olmıyacak etrafımda. Sesim olacak, Dustin O'Halloran'ı söyliyeceğim durmadan. Etrafımda dönüp temiz havayı içime çekeceğim. İçime, içime dolacak huzur. Kış gelirse gelsin, karların içinde ölmek bana bir ödüldür. Betondan yapılma hastanelerin içindeki kirli ellerin avuçlarında değil, doğa ananın kucağında ruhumu vereceğim. Geriye kalan tek şey, insan oluşum. Acaba, beni kabul ederlermi kuş sesleri? Benden kaçarlar. Çalılardan sesler gelir, bir çift yeşil göz beni takip eder belki. Belki, rahatsız olurum bende. Çamura bularım her yerimi, dizlerimin üstüne çöker pes ederim. En fazla, kirlenirim. Ne olacak? İnsanlığım kirlenmesin! Kıyafetlerime feda,  bedenim. Dün gece bir uçurtma gördüm, kocaman ve siyah. Sol tarafımda keman, sağ tarafımda elini omzuna atmış ben. Endişeliyim.. Bir yanda duygu, bir yanda çocuk. İkisinide istedim, ufak bir dağa tırmandım. İkisinide, dinledim. Kemanın tellerinden çıkan titreşimleri, uçurtmanın rüzgarı delip geçen dalgalanışını. Herkesi dinledim, kimse beni görmedi. Tüylerim ürperdi yine, değerini bildim mucizelerin. Gözlerimi kapattım, yıldızları bekledim. Gelmediler, gelmedi.

3 Ağustos 2016 Çarşamba

2.

Bir şeyler uyduruyorum. Kıyafet, düşünce ve aklınıza gelebilecek her şeyi artık uyduruyorum. Olmasını istediğim gibi görüyorum. Kendimi serbest bıraktım boşluğa, süzülüyorum. Aniden aklıma, kalbimde çığlık atamamış anılar geliyor . Çok iyiyken, çok kötü olabiliyorum. Hayatımdan akıp giden insanların, bana katmaları gerekenlerden fazla çalınanlarım var gözlerimde. Bu yüzden bana baktığında, geri çeviriyorsun gözlerini. Ben bile aynaya bakamıyorum. Kendime değil bu dünyaya baktığımda hepimize birden acıyorum. Acımak beni iyi biri yapmıyor, sadece kim olduğumu hatırlıyorum..
Soruyorum, neyiniz var? Neye ihtiyacınız var, benden almak istediğiniz? ALIN, ALIN HEPSİ SİZİN OLSUN. Artık rahat bırakın içimdeki dünyayı. Kelebeklerime, hediye edemiyorum doğayı.

Bir şeyler uyduruyorum. Şurda koşan çocuk, burada mutlu kadın, kahkaha atan bayım. Gelin, hep birlikte birbirimizi koruyalım. Zira, yaşamak için fazla gecikmişiz.
Kollarım sonuna kadar açık, etrafımda dönüyorum. Gözlerim bu kez açık, dönüyor başım. Bir tek geriye dönemiyorum, gök yüzüne bakıyorum. Duruyorum, dönüyor başım.. Ayakkabı kutusuna koymuştum adımları, bugün saymak için kutuyu aralamıştım ki bakamadım. Çöpe hiç atamazdım. Ne yapmalıyım, ne yapmalıyım.. HA! Yıllardır kapısına gittiğim evin, önüne bırakacağım. Okadar güzel ki bunu hakediyor. İçinde bir kaç kişi var, görmezden geldiğim. Ev ağaçların, dolanmış sarmaşıkların köklerini ziyaret ediyor, temiz havayı içime çekerken bir yandan onu selamlıyorum. Yağmurun damlasından faydalanan yollar, kaldırımları cazip kılıyor. Tabi, benim için değil. Çırıl çıplak ayaklarım, zafere koşar gibi çocuksuyum. Arkamda bıraktım ayakkabılarımı, kutunun yanına. Gömleğimin üst düğmeleri kopmuş, kollarım katlı, cebimde kıravatım, kesmedim saçlarımı. Zafere koşar gibi, çocuksuyum.. Kesmedim kıravatımı, saçlarım cebimde, bileklerimin düğmeleri kopmuş, ayaklarım katlı. Yanlış! Yandı hikayelerimin sayfaları, birleştiremiyorum. Yeniden yazıyorum, kafam karışık. Yeşile turuncumu desem yoksa renklerin adı olmasa mı? Sana sadece, bakmanı söyleyeceğim. Sende beni anlamıyacaksın. Lütfen, uzun sürmesin. Yap şu iğneyi! Hahaha Sakinleşiyorum, sa.kin.le.şi.yo.rum..

18 Temmuz 2016 Pazartesi

1. ''İYİ SAYILIR''

Hatrı iyi sayılır ile başlayan bir kaç arkadaşıma daha soracağım yüzdeliğini. Uzun zamandır eksik olan tek şeyin ne olduğunu araştırırken, tek olmaktan çıkıyorum şu sıralar. Rakamların, yuvarların ve inançların sabit kaldığı bir kafeste, oyun oynuyorum. Bana deli diyorlar, oldukça gururluyum bu durumdan. Kendimi buldum, umursamazca yaşıyorum. Silah seslerinin olduğu yere çiçekler dikiyorum ama büyüyecek vakitleri bile olmadığından, yağmuru dindiremiyorum. Acelecilik, çokluğu getirirken fazlalıktan soluyor çiçekler. Siz ise ışığın içeri sızabildiği bir kapı aralığından, soluyorsunuz oksijeni.

KARA-BALIK'TAN

* Bu ekmek çok bayat, sindir!
* Şu gurur çok sahte, çöpe at!
* Onun kanı onurlu, hemen iç!
* Mucizeviyim, büyüleniyorum?

Nerde bir ses yoğunluğu var ise, oraya doğru koşuyor bedenim. Mantığım, neler olduğundan herzaman emin. Hislerim kaderim gibi ve karmanın ortasında dönüyorum. Karabalık'ta, kalabalık'tan türüyor. Kendi içimde bile, kendileriyim. Kendilerimi evimden kovdum, sokakta yürüyor. Ben, dışarının çiçekten, böceklerden ve sevgi'den ibaret olduğunu hayal eden, henüz gözünün açılmadığı bir  genceciğim. Heyecan dolu bir şekilde, gözlerim açıldığında sevinç dolmuşum. Hayat denen umuda koşuyorken ayağım takılıyor, kör oluyorum ve böylece yine gözlerimin açılmasını bekliyorum.. Karmanın ortasında dönüyorum, başım dönüyor, düşüncelerim dönüyor. Ben bulanıklaşıyorum, kendilerim beliriyor. Bugün tanıştığım adamla el sıkışan, kim bilir hangi ben. Yarın öteki, ötekilerim, ötekileştirdiklerim, ötekileştiremeyip delirdiklerim, derinliklerime gömdüklerim, gömüp diriltemediklerim.

Çelişiyoruz, bunu biliyorlar.

1 Mayıs 2016 Pazar

10.

Uzun, çok uzun zamandır gözlerim kapalıydı. Güneş ışınları yüzüme yansıdığı zaman, sadece sıcaklığını hissediyordum. Ellerim ise bağlıydı, kendi kendime. Çünkü sarılacak tek ben vardım. Geri kalan tüm vucudum hakkında bir şeyler yazardım ama ellerimi yeni oynatabiliyorum. Çok korktum okuyucu, şuan sadece sen ve ben varız.. Başka kimseye bakma, beni okurken.
Şimdi başlıyoruz.

-Yavruydum, beni buldular. Kucaklarına alıp, anlamadığım bir ifadeyle gözlerime doğru baktılar. Bir şeyler ters gidiyordu çünkü, kalbim çok yavaştı. Su damlaları, üstüme geliyordu ama hiç bukadar kuru olmamıştım. Bir şey daha var, renkleri ogün öğrendim.

MOR! dedi, bana bakarak.

-Gözümü açtığımda klonlarımın olduğu bir odaya kapatılmıştım. İçeri giren kadın, son ifadesiyle baktı. Biraz hüzün, biraz çaresizlik..

-Dünyaya yeniden geldim, bu sefer tenim pembe gibiydi. Ayrıca çok uzundum ve sanırım.. o.. orada bir şeyler vardı. Birbirine karışmış duygularım, beni aniden yormaya başlamıştı.


Peki, bunlardan hangisi bendim? Aslına bakarsanız, hepsi. Şizofren teşhisi konulanı çok oldu.
Kendimle konuşuyorum, Aslı ile konuşuyorum. Ben tamamen, bir kitabın arasına sıkıştırılmış bir hayalden ibaretim ve unutma, beni okurken başka kimseye bakma. Aslında olay, şuandan itibaren başlıyor.

20 Ocak 2016 Çarşamba

9.

Bunları düşünürken, Aslı elini elime uzatıyor. Gözlerime derin, derin bakıyor.. O baktıkça bazen batıyorum. Bazen ise duygularımı teslim ediyorum. Nasılda değişiyorum?
Sanırım artık eskileri unutma vakti geldi ama tabiki unutturduğu için ondan nefret edeceğim. Yada aslında, etmeyeceğim. Ben, bırakıyorum her şeyi kendimi bile. Her ne varsa oluruna bırakıyorum çünkü elimde tutacağım 'olur' yok artık. Beni rahat bıraksın kuş sesleri, piyanonun tuşları, ayak sesleri.. Gece uyandığımda, kendimi uyanmış halde bulmak istemiyorum hatta en önemlisi bir kerede olsa düşünmeden uyuyabilmek.. Bana bunu verebilecek mi hayatımın geri kalanı? Umutla beklemek ne hiç öğrenmedim. Bana uzaktan bakan bir babaydı o. Bana uzaktan, çok uzaktan koşup düşen ve düşünce geri kalkamayan bir çocuk. Çocukların ağlamasını istemiyorum Aslı, özellikle kalbimde olanı.

Şimdi, hep senden bahsettik. Beni geçtim, geçiyorum. Benim sıram, sıfırdan değil rakamların lar'ına denk değil. Kendimi böyle uyarıyorum yanlış yaptığım zaman. SEN HİÇLİĞİN RAKAMISIN! Sonra böyle söylediğim için, diğer yanım kendime kızıyor. Zaten kaç tane yandaşım var bilemiyorum. Sonuç olarak sürekli azar işitiyorum. Bunun sebebi etrafımdakiler. Bu dünyada kimse insan olduğu için sevilmiyor.. Herzaman bir neden olmak zorunda. Birilerinin işine, gücüne, mantığına yararlı olacaksın. Bu yüzden tek yanlışında, sokağa terkedilmiş çocuk gibi kalıyorsun. Sanırım bu yüzden hayatım köşe başlarında geçti. Faydasız... Peki bana kim faydasız dedi? Kimse. En kötüsüde bu ya zaten. Demeyip bunu bana çok net hissettirdiler. Hissettirmekle kalmayıp, dışladılar. Dışlamaklada kalmadılar.. Özür dilerim, fazla mı geliyor? Evet karma karışığım. Gurur duyuyorum. Çünkü insanlar karışık şeyleri sevmezler. Çünkü insanların çoğunun beyni kendi işlerine işlediği için başkalarının işine işlemiyormuş! Bu yüzden seviyorum. Aklı olan benim, olmayan olmayanın. Peki ya sonradan kaybedenler? mantığını, duygularını, kendilerini. Düşünsene, evden çıkarken bile bir şey unutmuş hissine kapıldığında içine bir boşluk düşüyor. Düşünsene, unuttuğun şeyin kendin olduğunu farkettiğinde sen nasıl bir boşlukla doluyorsun.. Herhalde bana yürüyen ozon deliği falan derlerdi. Neyse, sanırım bize hiçbir şey yetmedi. Sarhoşlar, sokak köpekleri, şarap tadında insanlar dışında. Şiiri gözünden damlayan kadınlar. Ben, ifadesinde duygu taşıyan insanı severim. Gözlerinde çözemediğiniz bir duygu durumu yaşanan şahısta eğer kendinizi kaybediyorsanız, aklınızıda oracıkta verin. Çünkü muhtemelen zamanla bozulacaktır ve kolunuzda terazi ile gezseniz dahi, o dengeyi bulamıyacaksınız. Üzgünüm dostlarım, yılan bakışlı insanların kurbanı olmuş bir fakiri dinlediniz.. Üstelik öyle bir fakirki, duyguyu hiç tatmamış. Sevgiye okadar açmış ki artık sevgidende vazgeçmiş.
İhtiyacı olduğu şeylerden kırılmış bir dostunuz var önünüzde, eline mutlu olacak ne aldıysa hemen kırılmış kötü gözler yüzünden ve sonrasında hüzün dolu sevgisinden.. Bir insan evladı gelir SAKLAYIN BENİ der, YOKSA TERKEDİLMİŞ EV MİSALİ ÇÜRÜYECEĞİM.. Çürüyen ev sonrasında nasıl gözüküyorsa, insanın içide zamanla öyledir. Ben size şöyle anlatayım aşkın ne olduğunu. Seçimleriniz, hayatınızı şekillendirecektir. Eğer sıfır seçerseniz, hiçbir köşesinde barınamazsınız. Çünkü sıfırın köşesi, kumun öfkeside yoktur.