11 Ağustos 2016 Perşembe

6.

Kıydım kendime Lavender, kendime çok büyük ayıplar ettim. Saçlarımı kazıdım,bileklerimi kazıdım, fikirlerimi kazıdım. Çok başka, bambaşka biri oldum. 3 yıl, tam bukadar oldu eski halimden. Dönüp bakıyorum eski fotoğraflarıma, eski hatıralarıma ve gözlerimin ifadesini inceliyorum sürekli. Ben değilim, deliyim.. Diyelim ki, hiç biri olmadı. Nasıl anlardım değil mi bu lanet hayatı? Eskiden insanları göremezdim, yumuşacık saf duygularım vardı. Yine darbe aldım, aldım ve aldım. Şimdi, insanları çok iyi tanıyorum. Ne değişti? Darbelerim çoğaldı. Zihin okur gibi, bakışlarınızı duyuyorum. Dönüyorum arkama, her yerde gözler var bana doğru, dikilmiş olan. Farklı görünen her şeyi, yok edin. Belkide ben kaldım, yok ettiniz. Dünya daralıyor, o daraldıkça ben daralıyorum. İçim çok ufak, sıkıntılı. Küçük bir odanın, penceresi yok gibi hayatım. Sevsinler senide, sevgilerinde boğsunlar, boğarken sevdim sevince boğdum mu? desinler, sanada..

Başına gelmeden, yüreğine değmeyenler dokundu bana. Kurtaracak mısın şimdi?
Tuşları olmayan, piyanolar çaldı vasiyetinde. Göreceksin.
Sende, herkes gibi. Kazıtacaksın saçlarını, beline kadar aklarını..


Sana sesleniyorum Lavender,  Aslıya zarar verdin. Kendine bile değerin yoktu, şaşırtmadın beni. Önce kendimi, sonrada düşüncelerimi serbest bıraktım. Peki neden? Yontulmak için hazırlanan bir duvar gibiydim, daha küçücük ve beyaz. Büyüdükçe başkaları tarafından şekillendirilmiş, yeni halini izlerken canı yanmış. Yeterince büyüdüğünde ise, kim olduğunu bile unutmuş. Okadar eskimiş ki, olduğu yerden bir anda devrilmiş, kırılmış her yeri. Yapamamışlar, düzeltememişler. Süpürdüler kırıntılarımı, asfalt zincirlerden. Zamanın hatırası olarak kaldım, arka planda. Adımı senede bir kere duyuyorum Aslının ağzından, izliyorum. Nasıl seslendiğini, seslenirken neler hissettiğini. Dahası, azalıyor hatıralar hafızasında. Fotoğraflar, yatağın altına saklanmış. Yataktaki gıcırtılara şahit oluyorum. Başkasıyla, birlikte.. Eski odamı ziyaret ettim ve fazla cansız. Boyalar akıp gitmiş. Raflar tozlanmış, her eşya poşetler içinde, kimisi verilmiş kimisi saklanmış ''Aa bu Lavenderin en sevdiği şey!'' der gibi. Ama, saklanılan hiç bir şeye ihtiyacım yok şimdi. Gece uyurken, aşşağıdan gelen çığlıkları duymuyorum yada inip olanları izlemiyorum, duymuyorum, hatırlamıyorum. Kafamın içinde dönmüyor aynı senaryolar. Dört duvar arasında, beyazları görüyorum. Bir de penceremi..


Şimdi, bir kez daha yazacağım olanları. Son kez, içimden içime. Şizofrenliğimin en detaylı kırıntılarına kadar sana sunacağım. Gözleri renkli, siyah kadın.

9 Ağustos 2016 Salı

5.

Fotoğrafıma bakıyorum, yüzümdeki hikayeyi görüyormusunuz? Ben öldüğüm zaman, okuyabilecekmisiniz gözlerimi? Bu yazılan her satıra, sizin de tüyleriniz ürperecekmi? Daha dün buradaydı! Diyecekmisiniz? Unutacakmısınız benide, herkes gibi? Peki hikayemi? Atacakmısınız bir köşeye? Köşeler, köşelere sıkıştıracağım her birimizi. Zorda kalırsanız, aklınıza gelir vijdanınız belki. Belki, yok olan umutlarınız ışıklanır üzerimize. Hepimiz aynı anda, seyrederiz bulutları. Yağmurlar akar gözlerimize.. Sevecekmisiniz İNSAN GİBİ?! İnanacakmısınız BİRBİRİNİZE?! Tutacakmısınız ELLERİNİZİ?! Tamda, şu ekranın arkasında bunları yazan ellerime mesela? HAHAHA! İlgi, daha çok ilgi. Geleceğimi görebiliyorum, ordaki sen! Bir tımarhanenin penceresinde, hala yazıyor olacağım. Hepimize..


Herkes kendi halinde. Tutamadın.. Bana, bana kal, bana artık hoşçakal, yalnızca ben.

4. ARA YAZI

Herkes gibi benimde güzel hayallerim var, çoğunuz gibi benimde hayallerim çöpe gitti, bazılarımız gibi hayal edecek vaktim yok, benim sanırım isteğe hevesim yok. Gökyüzü bile artık iki yüzlü. Ben ise, pek yüklü.

Yokuşu uçuyorum, aşşağı yuvarlanıyorum. Zorluk adım, basit adamım yani.


3.

Aklımdan geçen senaryoları görebilseler, benden olabildiğince uzak dururlardı. Kafamın bir köşesinde babam, bir köşesinde annem, bir köşesinde ise kardeşim var herzaman. Babama vuruyorum, çok derin bir öfkeyle. Bağırıyorum, çığlıklar atıp vurmaya devam ediyorum. Bana doldurduğu acıyı, boşaltıyorum. Annem ağlıyor, bir köşede. Olanları izliyor, çaresiz surat ifadesi ile hala onu seviyor, boğazımı sıkarken bile. Kardeşim bize yukardan bakıyor, beyaz kıyafeti üstünde. Hızlıca koşuyorum, ellerimde yara izleri var. Okadar fazla acı vermişti ki, artık bu dünyada olmaması gerekiyordu. Dünyada olmaması gereken kardeşim değil, bunu ona yapan babası gitmeliydi. En uzak, çok uzak bir ormanda kaybolacağım şimdi. Kendi hayatımı kuracağım orda, eksoz dumanları, alaycı bakışlar yada enerji vampirleri olmıyacak etrafımda. Sesim olacak, Dustin O'Halloran'ı söyliyeceğim durmadan. Etrafımda dönüp temiz havayı içime çekeceğim. İçime, içime dolacak huzur. Kış gelirse gelsin, karların içinde ölmek bana bir ödüldür. Betondan yapılma hastanelerin içindeki kirli ellerin avuçlarında değil, doğa ananın kucağında ruhumu vereceğim. Geriye kalan tek şey, insan oluşum. Acaba, beni kabul ederlermi kuş sesleri? Benden kaçarlar. Çalılardan sesler gelir, bir çift yeşil göz beni takip eder belki. Belki, rahatsız olurum bende. Çamura bularım her yerimi, dizlerimin üstüne çöker pes ederim. En fazla, kirlenirim. Ne olacak? İnsanlığım kirlenmesin! Kıyafetlerime feda,  bedenim. Dün gece bir uçurtma gördüm, kocaman ve siyah. Sol tarafımda keman, sağ tarafımda elini omzuna atmış ben. Endişeliyim.. Bir yanda duygu, bir yanda çocuk. İkisinide istedim, ufak bir dağa tırmandım. İkisinide, dinledim. Kemanın tellerinden çıkan titreşimleri, uçurtmanın rüzgarı delip geçen dalgalanışını. Herkesi dinledim, kimse beni görmedi. Tüylerim ürperdi yine, değerini bildim mucizelerin. Gözlerimi kapattım, yıldızları bekledim. Gelmediler, gelmedi.

3 Ağustos 2016 Çarşamba

2.

Bir şeyler uyduruyorum. Kıyafet, düşünce ve aklınıza gelebilecek her şeyi artık uyduruyorum. Olmasını istediğim gibi görüyorum. Kendimi serbest bıraktım boşluğa, süzülüyorum. Aniden aklıma, kalbimde çığlık atamamış anılar geliyor . Çok iyiyken, çok kötü olabiliyorum. Hayatımdan akıp giden insanların, bana katmaları gerekenlerden fazla çalınanlarım var gözlerimde. Bu yüzden bana baktığında, geri çeviriyorsun gözlerini. Ben bile aynaya bakamıyorum. Kendime değil bu dünyaya baktığımda hepimize birden acıyorum. Acımak beni iyi biri yapmıyor, sadece kim olduğumu hatırlıyorum..
Soruyorum, neyiniz var? Neye ihtiyacınız var, benden almak istediğiniz? ALIN, ALIN HEPSİ SİZİN OLSUN. Artık rahat bırakın içimdeki dünyayı. Kelebeklerime, hediye edemiyorum doğayı.

Bir şeyler uyduruyorum. Şurda koşan çocuk, burada mutlu kadın, kahkaha atan bayım. Gelin, hep birlikte birbirimizi koruyalım. Zira, yaşamak için fazla gecikmişiz.
Kollarım sonuna kadar açık, etrafımda dönüyorum. Gözlerim bu kez açık, dönüyor başım. Bir tek geriye dönemiyorum, gök yüzüne bakıyorum. Duruyorum, dönüyor başım.. Ayakkabı kutusuna koymuştum adımları, bugün saymak için kutuyu aralamıştım ki bakamadım. Çöpe hiç atamazdım. Ne yapmalıyım, ne yapmalıyım.. HA! Yıllardır kapısına gittiğim evin, önüne bırakacağım. Okadar güzel ki bunu hakediyor. İçinde bir kaç kişi var, görmezden geldiğim. Ev ağaçların, dolanmış sarmaşıkların köklerini ziyaret ediyor, temiz havayı içime çekerken bir yandan onu selamlıyorum. Yağmurun damlasından faydalanan yollar, kaldırımları cazip kılıyor. Tabi, benim için değil. Çırıl çıplak ayaklarım, zafere koşar gibi çocuksuyum. Arkamda bıraktım ayakkabılarımı, kutunun yanına. Gömleğimin üst düğmeleri kopmuş, kollarım katlı, cebimde kıravatım, kesmedim saçlarımı. Zafere koşar gibi, çocuksuyum.. Kesmedim kıravatımı, saçlarım cebimde, bileklerimin düğmeleri kopmuş, ayaklarım katlı. Yanlış! Yandı hikayelerimin sayfaları, birleştiremiyorum. Yeniden yazıyorum, kafam karışık. Yeşile turuncumu desem yoksa renklerin adı olmasa mı? Sana sadece, bakmanı söyleyeceğim. Sende beni anlamıyacaksın. Lütfen, uzun sürmesin. Yap şu iğneyi! Hahaha Sakinleşiyorum, sa.kin.le.şi.yo.rum..