12 Ekim 2017 Perşembe

3.

İşte o muhteşem varlığıyla, beni yine etkiliyor.. Bütün dengem kayboluyor onun yanında,
hem bir yandan varolup hemde bir yandan nefes alamıyordum. Nasıl yapıyor, anlamıyorum.
Karanlığı beni dahada kendine doğru çekiyor, cümlelerime akıyor damlaları.  Gizem hiç böyle açık renkte dolmamıştı kadehime. Sanki yeniden yaratılıyordu göğüs kafesim, beni yeniden adlandırıyor o bakışlar. En sevdiğim yanı, varolabilmesiydi düşüncelerimde. Var, dinmeyecek yangını.
Seviyorum diyen varlıklar gördüm dört bir yandalar. Onun bahsetmesine gerek kalmıyordu çoğu şeyi, izliyor gözlerimi. İzliyor olanı, bitmeden. Sanki her hücreme yayılıyor (Yazarken bile titredim)
nasıl mucizevi bilmiyor, anlamıyor. Eriyen her santimime yol olup tenimden geçiyor saçları..

Ten demişken.....

Kaybetmekten bukadar vazgeçmiş bir insanı tekrar hayata nasıl döndürdün?
Özellikle herkesi hayatından yok etmiş bu insanın yüzünü, sana nasıl döndürdün?

İşte bukadar kabul edilemezdi güzelliğin, fazlasın bu hayata.. Hep diyorum. Bir yerlerden atlıyorum, atlarken sessiz çığlık boğazımda. Düğümleniyor tanelerim, sen soluğumsun.. Acıma, düşme kollarımdan. Bu yanıma katıyorum, ortaya kalan senin kokun...
Dünyam senden ibaret, ciğerine doluyorum.. 

25 Eylül 2017 Pazartesi

2.

Farkına varacak diye ödüm kopuyor, bir yandan belli etmek hoşuma gidiyor.
Kendine zıt iki düşüncenin, aynı yola çıkması adı altında büyüleniyorum.
İçimdeki karanlık beni bastırmak yerine, iteliyordu metrelerce..
Sürükleniyorum.

Sonrasında yaşamak için ışığa ihtiyacım olmadığını öğretti bana.
Işığı gösteren karanlıksa, karanlığı gösteren neden ışık olamıyordu?..
Rengi olmayan, belirsizlik. İki adet, belirsizdik. İnanın bana...
İsimler, sıfatlar, renkler.. Kısacası ‘orası’ dediğimiz belirlemelere ihtiyacımız olmuyordu.. Daha çok bizi vareden betimlemelerdi.

‘’Seni her mevsim, koklayacağım’’ ne demek ti?

Solsanda, solmasanda.
Kırılıp, kırılmasanda.
Hatta..
Varolup, varolamasan dahi.. Varlığını hissedeceğim, demekti..

Birine, ışıltılı gözlerle bakamazsınız.
Adını ‘biri’ diye dolandırırken.

AYNAYA, ışıltılı gözlerle bakarsınız.
Üstelik kirpiklerinizin rengi soluksa,
karanlık sizi boyatamazken.
Kendi ışıltınızda, kararırsınız.
Çünkü gözlerinin rengi, çok güzel..


Mevsimleri onunla tadarsınız. Uzaklaştığında üşüyüp,
yakınlaştığında yanarsınız.

Güneşim..


Bukadar aydın olduğu için, sönmeye hazırlanıyor. Güneş, yalnız olduğunu sanıyor. Sen dinlen sevgilim, ben senin yerinede parlarım diyor ‘ay’.
Yıldızlar, onların aşkına eşlik eden güzel şahitler.

Bu yüzden, güzel olamadınız hiçbiriniz.. 
Görünebilmek istiyorsan, parla. Parlaklıkları, yok etme. Şayet, bir daha tanınamazsın..

Ve bunları anlatmanıza gerek bile kalmıyor, güneşe aşık olduğunuzdan.
Sizden önce biliyor, yüzyılları yaşadığından..
Yüzünde yılları, taşıdığından..


1. SINIR KAPISI

Bütün yüklerin, sırtınızda debelendiğine şahit olduğunuz bir an düşünün..
Okadar dardı ki göğüs kafesim, yağmurun odama nasıl çarptığını izlerken buluyordum benliğimi. Tüm bunlarla doluyken, kendimi dibe batıracak yeni duygular bulmuştum. Dünyaya sahip olmadığımız halde, onu suçlamaktan farksıztı bu his.. İşte, her şeyin açığa kavuştuğu ince zaman . Tamda  noktasızlığım, gözünün önüne gelen saçlarını izliyordu.
Bu kez, dünya bana sahip değildi ve ben çok fazla kaçıyordum.

‘’Yıkılacağımdan korkmuştum’’
Beni seven, herkesten çok..
Beni seven, kendimden ziyade..
Beni sevecek olandan..

Her şeyi bilemezdim tabi ki, fakat onu daha önce herhangi bir tanımda bulmamıştım. Herhangi bir toprağın kokusunda, nede boşluğun tadında. En önemlisi, basit bir parfüm şişesinin içinde tıkılı kalmış ve giderek bu yüzden hayata nefret kusan kokulardan.. Bulamamış, kaybolmuştum..



Genelde aşk kitapları beni sıkardı.
‘ Basit, klasik ve sonucu olağan’ diye tekrarlayan aklımın sözcükleriyle daha üçüncü sayfadan bitiriyordum yazarın duygularını. Sorunun bende olduğunu düşünmüyorum hala, sadece kitap yerine bir insan okumaya karar vermiştim.
Beni bu düşünceye iten kendisi oldu. Sayfaları, kendine ait yazıları ve benzersiz tecrübeleri var. Üstelik, kitap tütüyor yaraları.. Tanıdık göz siması, ağzından çıkan bilge sözleri..
Mutlaka günde bir kez, içime çekiyorum bulutların beyazını.
Yetmedi, sabah.
Bulutlar çoğaldı,
yetmedi.

Sömürdüğümden değil, tatmin olamıyordum. Ona sarıldığım zamansa, anladım. Yanlış yerde, doldurmuşum göğüs kafesimi..

Peki, doğru yerde nasıl olacaktım?
Olsam, nasıl dolacaktım?

Açılmak zorunda, SINIR KAPISI.



11 Temmuz 2017 Salı

3. Hazırım

Nasıl bir şey bu, ilk kez yaşıyorum.
Söylediği her güzel sözcükte, eriyorum, mahvoluyorum.
İlk kez yanmaktan bukadar pişman değilim.
Sarıyorum, sarmalıyorum onu ve kokusu... Yine sarhoşum.
Gökyüzünde, yüzüm. Ellerinde gökyüzüm.. Teslim oluyorum..
Okadar umrumda değil ki dünya, sadece onu bilmişim gibi. Kurduğum her şeyi onun için,
yıkabilir narsistliğim. Kendimi üzecek kadar, bitirebilirim. Biliyorum, tehlikeli..
Yaralanacaksam, o sömürsün geleceğimi. Ruhumda, aklımda, kalbimde, avuçlarına emanettir..

Belkide bir şeytanım, belkide dünyadaki en vijdansızım..
Ama, böyleysem oda benimle birlikte. Siyah, beyaz sayesinde görünüyor ve ilk kez kendisi olabilen, gri gibiyiz. Ancak siyah ve beyaz aşık olursa, griyi yaratabilir.
Kim, hangi renk önemi yok.
Tıpatıp aynı isek, kaybolacağız. İnanın bana,
buna hazırım..

28 Mayıs 2017 Pazar

2. Biyografim.

Ehli sefer esintilerimin kelenklerinden elde ettiğim indirgeli sevgimi, eflatunun konağında beş çayına kalırken kestim'de buralara eski vakit keyiflerimden geldim.
Cumhurumu taçlayan o çok hususi efendiler'de ne geçti be fevrilerimden! Öylesini böylesine kattığınız ezelli kelametler'di esas sevgiler..  Demeyin elime, demeyin keyfime.. Ben sizin o kadife ellerinize ezgiler eyleyerek yedirdim hasretime! Gürle eylem, görgüyle eylen, hür ile evlen ki.. Bitevi sersin konağınızın demlerine.

Vukuatlar erdirdiniz namütenahilere,
Yeis bu ara reis,
Kendim buldum şu layetezelzeli'de..
.

1. Lavender

''Geriye dönüp baktığımda, nefret etmediğim tek bir aşkım bile yok!. Ya ben fazla iyiyim yada fazla kötüyüm. Herkes bir parça kötüdür, bazıları iki bazıları ise üç ama ne biliyormusun Lavender? Hala, ben kötüyüm diyenini duyamadım. Ya ben çok iyi görüyorum yada çok iyi kör numarası yapıyor olmalıyım ki kendimi bile kandırabiliyorum.
Herkes bir parça, kör'dür..''  Demiştim, yolun ortasında ki sarhoşu destan kaldırımlara. Anlamıyorum, göz yaşları akıyor ve düştüğünde çakıl taşlarının arasına karışıyordu. İnsanlar, paylaşmak istemediklerini saçıyor etrafıma sonra kalplerini yaralayan benim ordum, kamufleyim saklanarak yaralıyorum. Mücadelemin azizliği kırılan kemiklerim kadar, okadar acımasız. O yüzden sinirlenin, küfredin, koşun ve bunları yaparken bağırmayı unutmayın. Hergün, biraz daha esip geçin ve son nefesinizde bile, kırılan kemiklerime sakın değmeyin. 

25 Mayıs 2017 Perşembe

360. LAVENDER

Artık Lavenderimi bulmaya çalışmayacağım.
Yıkıldım, yıktım, yıktırdım. İçimdeki tüm iyiliği siyahla kapladım şu son 1 haftadır.
Elimle tuttum, yakasından sıyırdı ellerim. Tam tutacaktım! AH! gitti..
Birini sevdiğinizde, onunla sarmaş dolaş yürümekten zerre korkmazsınız unutmayın, kokusu cennet gibi gelir, sarhoş olursunuz. Öyle bir şey'dir, başınız döner sonra dünyanız.
Tadını çıkaramazsınız, sınırlarınız vardır. Gururunuz ve benliğiniz.. Hakaret gibi kendinize,
kendinizden daha çok yakınlaştığınız için kendisine. Zaaflarınızdan vurur sizi, öyle hançerleri saplaya dura yüreğinize, ateşi susuz bırakıp kucağında büyüten ana avrat bir volkan gibi..
Siz, siz olun bakmayın benim sözlerime..
Ben, ben olamadım..

9 Şubat 2017 Perşembe

14.

Ruhunu alacağım hayatın.
Sırtına vura vura,
kalem gibi başında yatağın, esarete bağlanıp
masallara sarılacağım ve insanoğlu,
değeri anlayana kadar çimenlere karışacağım.
Çünkü, bir şeylerden.. Herkes ten önce
Güneşin, ateş ayını görmesini istedim.


Güneşi bile taklit eden, bir ay var. Çok az gözüksede tarihte, bu günlerde pek çok yerde. Anlatıyorum ki, SEN KİMSİN? Güneş gidince, intihar etmiyeceksin. Sokakta kulağına hoş gelen kuşun sesi, güneşe yansıyan ayaz ışıkları, bir başına dolaştığın kendin ve bütün yalnızlığınla boşluğa süzüleceksin. Katı olan yanların, çöpe gidecekken süzgeçten geçebilen saflığını
bir müddet bekledikten sonra içeceğim ki bedenime ne iyiliğin ne de sağlığın bile kalmasın. Çıkarları ile acizliklerini besleyen insan egoları bile senden faydalanamıyacak. Hatta, oksijene bile kavuşamıyacaksın. Şimdi söyle bana, hala yaşadığından emin misin?

3 Ocak 2017 Salı

13. Trajikomik

Kaçıp saklanabileceğim, ağaç arkası klübelerim vardı. Hatta eskiden, çok küçükken bedenimdeki sevgiyle dünyayı değiştirebileceğimi düşünürdüm. Ozamanlar bu mümkündü. Şimdi, kendi odamda güvendeyim. Cebime attığım bir kaç kuruşun tadı yok, paylaşmadıkça. Dünyayı gezmek benim için bir istekken, şuan yarattığım düzenimin tahamülünde barınabiliyorum. Yani, kendi odamda güvendeyim..

Arabamın radyosuna taktığım en sevdiğim şarkılarla, dolanıyorum. Kendi hayatıma, fikirlerime ve hislerime özel olmasıydı beni rahatlatan. Sanki, bilmediğim bir melodiyi duysam seveceğim ama çokta hoşuma gitmeyecek. Uyanın, soyutlandık hepimiz..

Ayıkladım mandalinayı kabuklarından, onu o yapan turuncuydu.
Oysa turuncu, herkesin değil mi?
Mandalinanın farkı, onun olana tutunabilmesiydi.

Olay, sıyrılmak değil.
Seçtiklerinin seni yansıtabilmesiydi ve sen, denize yansıyan ay ışığını kırdın bu gece.
Nefret ettin, dünyadan. Tıpkı, aynayı kırmak gibiydi yaptığın. Duygularını kapattığın her dakika,
ışığın kenarından düşeceksin. Çünkü kapı aralığı ne kadar küçük olursa olsun, tepende duracağım.

Klübelerim.. Tıpkı benim gibiler.
Kırın ve parçalarından, sandal olabileceğini görün.
Gidecekken yakın onu, görevinizce..
Su ne zamandan belli, arkadaşlarını kızdırır?

Yürürken oynadığım taşla bile,
sizden daha çok eğleniyorum.
Dahada kötüsü,
Sizinle vakit öldürmek yerine,
taşla oynamaya devam ediyorum.

Sonra ardımdan koşan bir ses geliyor      ''Seni doğuracağıma taş doğursaydım!''
Trajikomiksiniz hepiniz. Boşverin,
Hadi oynıyalım.