25 Eylül 2017 Pazartesi

2.

Farkına varacak diye ödüm kopuyor, bir yandan belli etmek hoşuma gidiyor.
Kendine zıt iki düşüncenin, aynı yola çıkması adı altında büyüleniyorum.
İçimdeki karanlık beni bastırmak yerine, iteliyordu metrelerce..
Sürükleniyorum.

Sonrasında yaşamak için ışığa ihtiyacım olmadığını öğretti bana.
Işığı gösteren karanlıksa, karanlığı gösteren neden ışık olamıyordu?..
Rengi olmayan, belirsizlik. İki adet, belirsizdik. İnanın bana...
İsimler, sıfatlar, renkler.. Kısacası ‘orası’ dediğimiz belirlemelere ihtiyacımız olmuyordu.. Daha çok bizi vareden betimlemelerdi.

‘’Seni her mevsim, koklayacağım’’ ne demek ti?

Solsanda, solmasanda.
Kırılıp, kırılmasanda.
Hatta..
Varolup, varolamasan dahi.. Varlığını hissedeceğim, demekti..

Birine, ışıltılı gözlerle bakamazsınız.
Adını ‘biri’ diye dolandırırken.

AYNAYA, ışıltılı gözlerle bakarsınız.
Üstelik kirpiklerinizin rengi soluksa,
karanlık sizi boyatamazken.
Kendi ışıltınızda, kararırsınız.
Çünkü gözlerinin rengi, çok güzel..


Mevsimleri onunla tadarsınız. Uzaklaştığında üşüyüp,
yakınlaştığında yanarsınız.

Güneşim..


Bukadar aydın olduğu için, sönmeye hazırlanıyor. Güneş, yalnız olduğunu sanıyor. Sen dinlen sevgilim, ben senin yerinede parlarım diyor ‘ay’.
Yıldızlar, onların aşkına eşlik eden güzel şahitler.

Bu yüzden, güzel olamadınız hiçbiriniz.. 
Görünebilmek istiyorsan, parla. Parlaklıkları, yok etme. Şayet, bir daha tanınamazsın..

Ve bunları anlatmanıza gerek bile kalmıyor, güneşe aşık olduğunuzdan.
Sizden önce biliyor, yüzyılları yaşadığından..
Yüzünde yılları, taşıdığından..


1. SINIR KAPISI

Bütün yüklerin, sırtınızda debelendiğine şahit olduğunuz bir an düşünün..
Okadar dardı ki göğüs kafesim, yağmurun odama nasıl çarptığını izlerken buluyordum benliğimi. Tüm bunlarla doluyken, kendimi dibe batıracak yeni duygular bulmuştum. Dünyaya sahip olmadığımız halde, onu suçlamaktan farksıztı bu his.. İşte, her şeyin açığa kavuştuğu ince zaman . Tamda  noktasızlığım, gözünün önüne gelen saçlarını izliyordu.
Bu kez, dünya bana sahip değildi ve ben çok fazla kaçıyordum.

‘’Yıkılacağımdan korkmuştum’’
Beni seven, herkesten çok..
Beni seven, kendimden ziyade..
Beni sevecek olandan..

Her şeyi bilemezdim tabi ki, fakat onu daha önce herhangi bir tanımda bulmamıştım. Herhangi bir toprağın kokusunda, nede boşluğun tadında. En önemlisi, basit bir parfüm şişesinin içinde tıkılı kalmış ve giderek bu yüzden hayata nefret kusan kokulardan.. Bulamamış, kaybolmuştum..



Genelde aşk kitapları beni sıkardı.
‘ Basit, klasik ve sonucu olağan’ diye tekrarlayan aklımın sözcükleriyle daha üçüncü sayfadan bitiriyordum yazarın duygularını. Sorunun bende olduğunu düşünmüyorum hala, sadece kitap yerine bir insan okumaya karar vermiştim.
Beni bu düşünceye iten kendisi oldu. Sayfaları, kendine ait yazıları ve benzersiz tecrübeleri var. Üstelik, kitap tütüyor yaraları.. Tanıdık göz siması, ağzından çıkan bilge sözleri..
Mutlaka günde bir kez, içime çekiyorum bulutların beyazını.
Yetmedi, sabah.
Bulutlar çoğaldı,
yetmedi.

Sömürdüğümden değil, tatmin olamıyordum. Ona sarıldığım zamansa, anladım. Yanlış yerde, doldurmuşum göğüs kafesimi..

Peki, doğru yerde nasıl olacaktım?
Olsam, nasıl dolacaktım?

Açılmak zorunda, SINIR KAPISI.