Çoğu
şeyi aklımda birleştiremiyorum Aslı, çünkü benim her yanım eksik. Bilmiyorum
anlamlarını, yüz ifadelerini, konuştuklarını. Uzağım sanki, yorgunluktan
ayaklarım kırılana kadar koşsam yetişemiyecek gibi hissediyorum, özelliklede
dengesiz duygularıma. Kuyruğunu yakalamaya çalışan köpekler gibiyim, birde
pişman. Pişmanlık insanı derinden yaralarmış, nefes alamazsın demişlerdi.
Gülüyordum. Zaman neden bukadar kötüdür, hiç anlamıyorum. Verdiğini alır,
aldığını vermez, vermediğini gözünün içine sokar ama ölene dek alamazsın.
Anneni, babanı, kardeşini, arkadaşlarını. Mezarındaki çiçekleri bile bir gün
çalacaklarken bu neyin telaşı, anlamıyorum. Bana dünyadan bahset biraz, belki
benim pencerem buharlıdır göz yaşımdan. Belkide siyahtır, klasik sonlarımdan.
Hatta belki, birazda sensindir ama perdeleri açamıyorumdur umutsuzluklarımdan.
Eğer yanımdaysan, evime gel. Her şeyin tozunu alalım ilk önce, malum orda
senelerdir yokum. Sonra sabah olsun, açalım her yeri, güneş doğsun yüzümüze.
Sonrada belki sana açıklayamam, aşık olurum. Öperim, severim.. Yada hiç
bilmeyeceksin belkide, yolda ayağına takılan taş gibi oynıyacaksın benimle.
İşin bitince bir kenara fırlatacaksın, uçup gideceğim. Bunu istemiyorum, sende
isteme. Ben umut istiyorum artık, yaşama sevinci. Şımarık, biraz duygusuz,
çocuklar gibi olalım istiyorum. İnsan birine hepmi muhtaç kalabilir? Belirli
aralıklarda. Mesela, en sevdiğin insandan başlayıp en sevmediğine kadar yaz
duvarlara. Sonra aralarındaki sıcaklık ile soğukluk derecelerini hesapla. Benim
gibi soğuk seviyorsan, en son sıradasındır. Az bulunmasına rağmen, hor
görülen.. Gerçi şaşırmıyorum,
yaşadığımız yer bile bir çöplükten ibaret. Ben en çok bu yüzden seni sevmek
istiyorum Aslı. Çöpçü gibisin, ama kokmuyorsun. Lavender gibi kokun.. Neyse saçmalıyorum
yine, şapşallıkta başladı bende, sonu nereye gidecek bir bakalım. Yada
sonsuzluğun? Bana sonsuzluk dedirttin, kendinle gurur duy. Şimdi duvar rengi
siyah olan odamdaki, soğuk yorganlarıma döneceğim bir kadeh şarapla, kafayı
bulup. Sakın peşimden gelme, utanırım.
Yastığı iki ayağımın arasına sıkıştırıp uyuyacağım şimdi, fazla zayıfım,
kemiklerim bedenimden rahatsızlık duyuyor. Fakir bir ailedir benimkiler. Fakir
derken, dar görüşlü, cahil, kısıtlayıcı, gökkuşağı nerde ne zaman çıkar onu
bile bilmezler. Ben bu yüzden fakirim , en çokta sevgiden. Sen zengin bir
saraydan gelmişsin, masallarımda. Sevgiye tok, duygulara. Umutla bakan gözlerin
var, enerjin beni sarhoş ediyor çoğu zaman. Alkoliğim ve iyiyim. İlk kez, bende
güzelim. Sevimli, işe yaramazdan uzak, birileriyim, biriyim. Karakterimi
keşfettim, yazabiliyormuşum. Sesimde fena değilmiş, bir ara seninle sanatçıymışız
gibi, sahnede yeni melodiler keşfedebiliriz. Sözleri unutalım, birbirimize
bakalım ve zaman orda dursun ya. Ne olur dursun. Çünkü gecenin ardından, evime geri döneceğim.
Sanki, hiç gitmemişim gibi korkuyorum. Soğuk ne, bunu hissedebiliyorum.
Kendimle savaşıyorum, içiyorum, her şeyin içine edip batırıyorum! Merhaba işe
yaramaz ben, kötü olmayı özledin mi? Hadi, durma. İçindeki mutlu insanları
öldür, onları benden al. Aslıyıda, Aslı.. Aslıyı bırak, bırakman gerek! Kalbime
tutun, gitme. Gitmemelisin, yoksa gidiyormusun? Nereye gidiyoruz. Tanrım
sıkışıyorum, kenara, köşeye, kendime, dilime, beynime. Dünyanın tüm
güzelliklerini görmek yerine tüm karanlık vadilerine saklanmak istiyorum.
-Lavender, uyan!
-Aslı geldi, onunla tanış.
-Ne diyorsun sen?
-Biliyorum, gitmemesi için uğraşıyorum ama bende ben bile kalmamışken saçmalık
olur.
-İçindeki her neyse Lavender, beyaz çiçeklerin, yeşil umutların, uçan tozların,
yarım ayın içine gönder! Eğer yok etmezsen, yok olayım. Sudan derelerden
akayım, bulunamayım. Yemin ediyorumki, odandaki tüm yalnız ruhların adına, ben
buradayım!
-Lavender, uyansana.
-Ne, ne oluyor?
-Sadece bir rüyaydı J Dün gece çok eğlendim, teşekkür ederim. Ama şimdi
gitmem gerek, derse geç kaldım. (Öpücük)
Gördüğüm kabusu eriten, bir yanak öpücüğünden daha güzel ne olabilirdi ki..
Kapının gıcırtısından sonra, ayağa kalktım. Kendime ilk kez kahvaltı
hazırladım. İlk değilmişçesine, hayatıma normal olarak devam ettim. Yeni halime
şaşırmadım, kendimi kandırmak istedim. Sanki hep böyle huzurluymuşum, sanki
Aslının ilk öpücüğü değilmiş gibi. Sanki bedenim, hep sıcak kalmış gibi. Üsütme
en sevdiğim kıyafetlerimi giydim. Asker kotum, lekeli beyaz tişörtüm, siyah
deri botlarım ve bandanam ile sokağa fırlayı verdim. Sağa ve sola baktım.
Bakarken birileri daha bana baktı ama görmedim. Biraz alışılmışın dışında giyinmiş
olabilirim büyüklerimiz için, ellerinden öperim. Öperimde, onlar istemez.
Neyse, Yoluma devam edeyim. Ağacın üstündeki kuş, merhaba. Sesin harika.
Gideceğim yolun taşları, eski ama sağlam. Kulağımdaki kulaklıkta, sözsüz bir
alt yapı, üstüne bir kaç şey karalıyorum. Metroya bindim, Aslının okuluna
gittim. Dersi bitmiş, kapıya doğru yürüyordu. Ne kadar güzelsin, Aslı. Attığın
her adım, kalbimi daha hızlı çarptırıyor. Seni...
-Lavender, ne işin var burda.
-Sevinmedin mi yoksa?! Hata mı yaptım? (Telaşlı)
-Hayır çok sevindim. Söyle bakalım, nereye
gidelim?
-Kitap evime.
-Nasıl?
-Kitap evim. Bu yaşıma kadar biriktirdiğim kitapları, anıları, duvarlara
dizdiğim yer. Evi kendim yaptım, aslında
bir oda. Görmelisin!
Kitap eve doğru yürümeye başladık, Aslı bana bakıyordu. Dudak çukurlarının
zerafetinde, ziyaret eden ben, ne çok yakışmıştı ona. Heyecana alışmış kalbimle, hızlıca
ilerlerken, Aslı birden önüme geçti. Bana, sen hayatımda tanıdığım en utangaç
ama en iyi insansın dedi. Dünyalar sizin olsun, Aslı yavaş yavaş benim
oluyordu. Gülümsedim, yaklaştım, dahada yaklaştım. Burnumu, burnuna sürttüm ve peri
tozlarım olsa, yıldızlara uçmak için son hakkımı seninle kullanırdım dedim. O,
onu öpeceğimi sanmıştı. İçimdeki kahkaha isteğini, zorlamıştım. Fazlada
tutamadım, oda zaten tutmamıştı. Öylesine eğleniyorduk ki, bitmeyecek
gibi. Kikirderken bir anda kitap evine
geldiğimizi farkettim, boynumdaki anahtarı indirip kiliti açtım. Siyah bir oda,
ve içinde renkli kitaplar vardı. Dekorasyonun tabanında, yarısı mermer, yarısı
tahta olan 2 bölüm vardı. Bir tarafı Aslıydı. Pürüssüz ve sağlam. Bir tarafıda
ben, kırık ve hasarlı. Saatler geçip ilerlerken, kitapların çoğunu bildiğini
farkettim. Sanırım benimle birlikte olmasının sebebi, benden bir parçaya sahip
olmasıydı.