2 Aralık 2015 Çarşamba

7.


Tamda şuan, yanlış ile daha yanlışın ortasında kala kaldım. Tabiki çok yanlışı seçtim ve kabul ettim. Kaldım. Hayatta, işte, bende, sınıfta.. Fakat hiçbir zaman kalmak, bukadar güzel olmamıştı. Kir pas içindeydim, Aslıda bana yıkanmamı söylemişti. Sanki yeterince utanmıyormuşum gibi bir havlu aldım, odasından. Neyse, hızlıca kolidordan geçip banyoya girdim. Kuvette oturmuş, olanları düşünüyordum. Banyonun kapısı çaldı ve yavaşça açıldı aniden. Kendime gelmiştim ve vücudumu küçücük ellerimle saklamaya çalışıyordum. Önüme baktım. Aslı, yine çırıl çıplaktı. Kalbimin çıkacağını hissettiğim an gözlerimi kapattım. Sadece bana doğru yaklaşan adımların sesini duyabiliyordum. Küvette artık iki kişiydik. Gözlerimi açtım, Aslıya doğru baktım. Suratında kahkaha atacakmışçasına alaycı bir ifade vardı.

- Ne oldu? Utandım sadece.
- (Tabiki kahkaha)
- (Gülümseme)
- Neden utanıyorsun Lavender? (Şirin, alaycı yüz ifadesini devam ettirerek)
- Ben, alışık değilim.
- Neye alışık değilsin? İkimizde aynı vücuda sahibiz. Tabi bazı yerlerimizin boyutları farklı olsada. (Gülücük)

Derin bir nefes aldım.  Aslıya doğru yaklaştım, ellerini tuttum.

- Daha fazla tutamıyacağım içimde. Senden ölesiye utanıyorum. Sana yaklaşınca, sakarlaşıyorum. Ellerim titriyor. Bakamıyorum gözlerine, kaçırıyorum gözlerimi. Yemin ederim senden bir şey beklediğim yok sadece söylemek istedim.

Miyavlama sesi geliyor. Gözlerimi açtım, üstümde yatan bir kedi görünce ürktüm aniden ve ayağa fırladım. Kahretsinki rüyaymış! Kahretsin..  Peki ben ne ara uyudum diye düşünürken Aslı yanıma geldi, kedisinin adı aşktı. Aslıdan başka bir şey bekleyemezdim, tabiki aşk olacaktı. Ben o kelimeyi ağzıma bile alamıyorken, kedisinin ismiydi aşk. Ben uyurken, yemekler zaten hazırlanmıştı. Oturdum, çok fazla yiyemedim. Senelerdir ev yemeği yiyememenin hem açlığını hemde alışılmışlığının acısını çıkartıyordum, hızlıca. Gerçi yemek bahane, bitirmesini bekliyorum. Taktım kafama, aynı rüyadaki gibi tutacağım ellerini. Yapacağım bunu. En nihayet bunları düşünürken, Aslı çoktan yemeğini bitirmiş hatta yanıma gelmişti ve bana bakıyordu. Ben dalıp gittiğimden farketmedim bile. Aslı, elini saçlarıma dokundurdu. O anda ürpermiştim, boş bir şekilde Aslıya bakıyordum. Oda sesini çıkarmıyor.. Ayağa kalktım, üzerine yürüdüm. Gözlerim gülüyordu, sevgiyle. Sarıldım, biraz fazla. Yemek için teşekkür ettim. Fazla sarıldığımı farkedip geri çekildim ve yorulmasın diye bulaşıkları yıkayıp salona oturdum. Kendime bir film seçtim. Filmde yaralı bir kız vardı, dikkatimi çekmişti. Aslıda yanıma oturdu ama dikkatimi çeken artık film değildi. Sürekli Aslıya bakıyorum. Farketmesi umrumda değildi, yani henüz.. Derken bana baktı, film çok güzel dedi ve yüzünü benden çeviremedi. Sadece gülümsedi, ah o mükemmel gülüşü yokmu.. Saçlarını okşarken, elimle yüzünü sonra dudaklarını sevmeye başladım. Aslı, eline kumandayı alıp televizyonu kapattı ve bana baktı. Çok, çok sessizdi. Daha önce hiç görmediğim garip bir kırgınlıkla baktı bana. Aç ama romantik. Hatta kullanılmış, buna rağmen umutlu. Şimdiyse ciddi, yakın. Bana yaklaşıyor, dahada yaklaşıyor. Bekleyemem.. Bekleyemedim. Belinden tutup, onu kendime çektim. Nefesi yanaklarımda. Öpüyorum, en sevdiğim kıvrımlı dudaklarından. Gözlerimi kapatmadım, bu anı kaçıramazdım. Birde inanamadığımdan. Kaçınılmaz son diye düşünürken  Aslı,
yoksa aş.. Aşk.. Sen misin?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder