10 Şubat 2018 Cumartesi

5.

İçimde bir ölmek var ki ne ölmek,  sanki şehrin ortasına soğuk kar taneleri dökülmüş,
yanmış her yer.
Bulutlar yağmurları kıskanmış, olacak iş değil. Gökyüzü açıldı, maviliklerden gözümü alamazken güneş tenimi yaktı.
Bu şarkıları beni öldürmek için yapıyorlar,
katliammı bu? Şu tarlaları sürmekten vazgeçin ama
ya kurursa her yer?  Olmuyor değil mi..
Olmayacakta, işin sonu yine
yangına dönecek..

O nefret edipte koştuğun yolun soğukluğunu, yalvararak seveceksin.
Sen geldiğinde yanmayan apartmanın ışığına, küfürler edeceksin.
Sana veresiye verilen her merhamete, gücünden edipte hesap veremeyeceksin.
Çünkü aslında sen,
sen..

Bir aşk hikayesinin kahramanı,
bağırarak acısını deşen şarkıcı,
sokaklarda sabahlayan o aykırı,
değilsin..

Bu halinin altına kendin yattın, şimdi çığlıklar içinde kaçsan
kime fayda?

Hadi git, odana asacağın tabloyu seç.
Evin denize baksın.
Tavanda kocaman panjurlar olsun.
Bahçende çocuklar oynayıp, sıçrasın.
Herkes baka kalsın, ne güzel bir zevk! harika bir baş yapıt!

Maskelere ne  kadarda çok benziyor öyle değil mi?
''Harika bir insansın, ne güzelsin!''

Çocuklar benim değil,
panjurlar su sızdırıyor,
geceme eşlik eden sadece, şu denizin sesi ve
tablo yerine kendimi astım.

Nasıl olmuş? Beğendiniz mi?

19 Ocak 2018 Cuma

4.

Bir şeylerin, bireylerin.
Yalandan güldüğüm yüzlerin,
acı çekmekten yorulan yüreğimin kölesiyim.
Sızlayan yanlarıma merhem süremediğim kendim,
ne yapabilirim? üstünü çiziyorum her şeyin.
Ne yön buldum, ne liman. Düz bir denizim,
sabahsız.. dermansızım. Duyuramıyorum sesimi,
tek günahım, kalbim derin. Kalbim beyaz, kirli beyaz kedi...
çıkış kapısı açamayacak kadar değersizmiyim?
yazabildiğime şükür... bugünde yorgun, yarında belirsizim.
Bir bilsem, bir bilsem diyorum ah keske neydi sebebim?
yüreği olmayan insanlara ışıkmıyım? karanlığa düşman? yoksa..
yırtık yamaların merhemimiyim? hiç bukadar, hiç olmak istememiştim.
Hiçlikte yürüsem, kap karanlık odalarda,
ne su içsem, ne bir lokma olsa derdim
sessiz, cefadan ve vefadan uzak
boşlukta, bensiz...
Yazık, ne yazık..
Hayatıma imrenenlere, bağışlayın beni. Zira ben hem bana, hemde beklediğim duraklara
yetersizim..

12 Ekim 2017 Perşembe

3.

İşte o muhteşem varlığıyla, beni yine etkiliyor.. Bütün dengem kayboluyor onun yanında,
hem bir yandan varolup hemde bir yandan nefes alamıyordum. Nasıl yapıyor, anlamıyorum.
Karanlığı beni dahada kendine doğru çekiyor, cümlelerime akıyor damlaları.  Gizem hiç böyle açık renkte dolmamıştı kadehime. Sanki yeniden yaratılıyordu göğüs kafesim, beni yeniden adlandırıyor o bakışlar. En sevdiğim yanı, varolabilmesiydi düşüncelerimde. Var, dinmeyecek yangını.
Seviyorum diyen varlıklar gördüm dört bir yandalar. Onun bahsetmesine gerek kalmıyordu çoğu şeyi, izliyor gözlerimi. İzliyor olanı, bitmeden. Sanki her hücreme yayılıyor (Yazarken bile titredim)
nasıl mucizevi bilmiyor, anlamıyor. Eriyen her santimime yol olup tenimden geçiyor saçları..

Ten demişken.....

Kaybetmekten bukadar vazgeçmiş bir insanı tekrar hayata nasıl döndürdün?
Özellikle herkesi hayatından yok etmiş bu insanın yüzünü, sana nasıl döndürdün?

İşte bukadar kabul edilemezdi güzelliğin, fazlasın bu hayata.. Hep diyorum. Bir yerlerden atlıyorum, atlarken sessiz çığlık boğazımda. Düğümleniyor tanelerim, sen soluğumsun.. Acıma, düşme kollarımdan. Bu yanıma katıyorum, ortaya kalan senin kokun...
Dünyam senden ibaret, ciğerine doluyorum.. 

25 Eylül 2017 Pazartesi

2.

Farkına varacak diye ödüm kopuyor, bir yandan belli etmek hoşuma gidiyor.
Kendine zıt iki düşüncenin, aynı yola çıkması adı altında büyüleniyorum.
İçimdeki karanlık beni bastırmak yerine, iteliyordu metrelerce..
Sürükleniyorum.

Sonrasında yaşamak için ışığa ihtiyacım olmadığını öğretti bana.
Işığı gösteren karanlıksa, karanlığı gösteren neden ışık olamıyordu?..
Rengi olmayan, belirsizlik. İki adet, belirsizdik. İnanın bana...
İsimler, sıfatlar, renkler.. Kısacası ‘orası’ dediğimiz belirlemelere ihtiyacımız olmuyordu.. Daha çok bizi vareden betimlemelerdi.

‘’Seni her mevsim, koklayacağım’’ ne demek ti?

Solsanda, solmasanda.
Kırılıp, kırılmasanda.
Hatta..
Varolup, varolamasan dahi.. Varlığını hissedeceğim, demekti..

Birine, ışıltılı gözlerle bakamazsınız.
Adını ‘biri’ diye dolandırırken.

AYNAYA, ışıltılı gözlerle bakarsınız.
Üstelik kirpiklerinizin rengi soluksa,
karanlık sizi boyatamazken.
Kendi ışıltınızda, kararırsınız.
Çünkü gözlerinin rengi, çok güzel..


Mevsimleri onunla tadarsınız. Uzaklaştığında üşüyüp,
yakınlaştığında yanarsınız.

Güneşim..


Bukadar aydın olduğu için, sönmeye hazırlanıyor. Güneş, yalnız olduğunu sanıyor. Sen dinlen sevgilim, ben senin yerinede parlarım diyor ‘ay’.
Yıldızlar, onların aşkına eşlik eden güzel şahitler.

Bu yüzden, güzel olamadınız hiçbiriniz.. 
Görünebilmek istiyorsan, parla. Parlaklıkları, yok etme. Şayet, bir daha tanınamazsın..

Ve bunları anlatmanıza gerek bile kalmıyor, güneşe aşık olduğunuzdan.
Sizden önce biliyor, yüzyılları yaşadığından..
Yüzünde yılları, taşıdığından..


1. SINIR KAPISI

Bütün yüklerin, sırtınızda debelendiğine şahit olduğunuz bir an düşünün..
Okadar dardı ki göğüs kafesim, yağmurun odama nasıl çarptığını izlerken buluyordum benliğimi. Tüm bunlarla doluyken, kendimi dibe batıracak yeni duygular bulmuştum. Dünyaya sahip olmadığımız halde, onu suçlamaktan farksıztı bu his.. İşte, her şeyin açığa kavuştuğu ince zaman . Tamda  noktasızlığım, gözünün önüne gelen saçlarını izliyordu.
Bu kez, dünya bana sahip değildi ve ben çok fazla kaçıyordum.

‘’Yıkılacağımdan korkmuştum’’
Beni seven, herkesten çok..
Beni seven, kendimden ziyade..
Beni sevecek olandan..

Her şeyi bilemezdim tabi ki, fakat onu daha önce herhangi bir tanımda bulmamıştım. Herhangi bir toprağın kokusunda, nede boşluğun tadında. En önemlisi, basit bir parfüm şişesinin içinde tıkılı kalmış ve giderek bu yüzden hayata nefret kusan kokulardan.. Bulamamış, kaybolmuştum..



Genelde aşk kitapları beni sıkardı.
‘ Basit, klasik ve sonucu olağan’ diye tekrarlayan aklımın sözcükleriyle daha üçüncü sayfadan bitiriyordum yazarın duygularını. Sorunun bende olduğunu düşünmüyorum hala, sadece kitap yerine bir insan okumaya karar vermiştim.
Beni bu düşünceye iten kendisi oldu. Sayfaları, kendine ait yazıları ve benzersiz tecrübeleri var. Üstelik, kitap tütüyor yaraları.. Tanıdık göz siması, ağzından çıkan bilge sözleri..
Mutlaka günde bir kez, içime çekiyorum bulutların beyazını.
Yetmedi, sabah.
Bulutlar çoğaldı,
yetmedi.

Sömürdüğümden değil, tatmin olamıyordum. Ona sarıldığım zamansa, anladım. Yanlış yerde, doldurmuşum göğüs kafesimi..

Peki, doğru yerde nasıl olacaktım?
Olsam, nasıl dolacaktım?

Açılmak zorunda, SINIR KAPISI.



11 Temmuz 2017 Salı

3. Hazırım

Nasıl bir şey bu, ilk kez yaşıyorum.
Söylediği her güzel sözcükte, eriyorum, mahvoluyorum.
İlk kez yanmaktan bukadar pişman değilim.
Sarıyorum, sarmalıyorum onu ve kokusu... Yine sarhoşum.
Gökyüzünde, yüzüm. Ellerinde gökyüzüm.. Teslim oluyorum..
Okadar umrumda değil ki dünya, sadece onu bilmişim gibi. Kurduğum her şeyi onun için,
yıkabilir narsistliğim. Kendimi üzecek kadar, bitirebilirim. Biliyorum, tehlikeli..
Yaralanacaksam, o sömürsün geleceğimi. Ruhumda, aklımda, kalbimde, avuçlarına emanettir..

Belkide bir şeytanım, belkide dünyadaki en vijdansızım..
Ama, böyleysem oda benimle birlikte. Siyah, beyaz sayesinde görünüyor ve ilk kez kendisi olabilen, gri gibiyiz. Ancak siyah ve beyaz aşık olursa, griyi yaratabilir.
Kim, hangi renk önemi yok.
Tıpatıp aynı isek, kaybolacağız. İnanın bana,
buna hazırım..