Eski fotoğraflarıma bakıyordum bugün, ben değilim sanki. Bakışlarım, olmak istediğim kişi gibi. Zaten öyleymişimde haberim yokmuş. Kendimi fazla yıprattığımı, kandırdığımı anladım. Doğruların nasılda canımı yaktığını ve insanların benimle nasıl oynadığını hatırladım. Ne zaman ince telden bir keman çalsa eskileri anımsarım. Unutmuş olsam bile, duygularım bana hatırlatır. Sarılacak kimsem yok diye yastığa sarıldığımı, korktuğum zaman masanın altına saklanışımı. Çok daha derinim anlattıklarımdan ama kendi içimdeki abartılarım akılların en absürd yerinde yaşamını sürdürmek için, mimiklerimi yakar herzaman. Değiştiğimi kabul edemiyorum, aslında çoğu şeyi kabul etmek istemiyorum. Gece yatağımdan kalkıp indiğim sahilin denizindeki dalga seslerini kulağımda dinlediğim zaman, eskisindende iyi bir ben bulmak için avutuyorum kendimi. Nafile artık eski heyecan yok. Eski yaşam enerjimi en güzel okyanusların, en tehlikeli timsahlarına yedirmiştim resmen. Bugünde elektrikli süpürgenin hortumuna takılan bez parçasıyım. Yerlerde çırpınıyormuşum gibi, her tarafım ağrıyor. Üstelik tek yaptığım uyumak ve yaşam belirtisi vermek için evde biraz yürümek. Bir çocuk tanıyorum, kırık dökük bir evde müzik setinden istediği parçaları açıpta kendi etrafında dönerek oynayan. Gözleri kapalı, gürültüden yoksun.. Şimdi bunları hatırlarken, kendime gelebilmek için önce çırıl çıplak bir halde çimlerin üzerinde yürüyeceğim. Beni bulmak için, yağmurun ortasında avuçlarımı açıp gülümseyeceğim. Belki yarına hasta olurum ama mantıklı bir sebebi olur. Hatta mantıklı olmasına bile gerek yok. İstiyorum ve yapacağım.Varsın kimseler anlamasın ne yaptığımı, umrumda değil artık.
Derken Aslı, beni bu halde yakaladı. Yerin dibine girmekten, dünyanın çekirdeğini bulmuştum. Madem umrumda değil, neden bukadar utanmıştım senden. Neden seni gördüğüm zaman, kalbim titriyordu bilmiyorum. Ne konuşacağımı bilemezken Aslı, soyunmaya başladı. Öylece kala kaldım. Ona bakmamak için gayret ediyordumki, elimi tuttu ve bana baktı.
- Hayatımda eksik olan tek şey sanırım bu.
Akımdan ‘’Tabi ya, deli saçması bir fikirle kimsenin olmadığını düşündüğüm ovanın tekinde, Aslının beni bu halde görmüş olması eksik olan tek şeydi.’’ Diyorum ve sırıtıp duruyorum.
- Biriyle çıplak bir şekilde koşmak mı? Bence değil.
- Neden kendini sürekli sorgu altına çekiyorsun Lavender? Bunu istedin, bu yüzden burdasın. Kendini rahat bırak.
Çok doğal ve çok rahat bir kadındır Aslı. Yanında ölesiye utansam okadar huzur vericidir ki kendi kendime utanmaktan vazgeçerim, anlamsız olduğunu düşündüğümden. Dokunamıyorum bile ona, hayallerimdende ötesiydi.
- Haklısın. Ozaman, hazırmısın?
Elimi tuttu, yavaş adımlarla göle doğru koştuk. Hiç konuşmadık, bazen gözlerimizi kapattık. Düşme korkusunu bir kenara bıraktık. Belki bir uçurum bekliyordu bizi ileride ama Aslının yanında ben vardım. Aşk’a doğru koşuyordum, bu benim için zaten uçurum. Biraz yürüdükten sonra, kıyafetlerimizi giyip sıcak bir kafeye doğru yol aldık. Aslı kahvesini söylerken ben onu izliyordum.
- Ee sen bir şey almıyacakmısın?
- Ben kahve sevmem, teşekkür ederim.
Aslı, evine gidebileceğimizi söyledi. Kabul ettim. Yani tabiki kabul ettim. Taksi bulamadığımızdan, yürüyerek gitmek zorunda kaldık ama yinede çok güzeldi. Onunla beraberdim, onun kadar mükemmel biriyle. Aslı kafasını çevirip, burası benim evim dedi. Ben, kırık dökük evime onu getirdiğim için utanmıştım ve bakamıyordum bile. Kafamı kaldırdım, hayatımdaki tüm yanılgılarım birleşse böylesine sert bir tokat yiyemezdim. Ev eski, boyası dahi yok. Hayallerimde saraydan gelen prenses, bodrum katı gibi bir yerde yaşıyordu. Bu önemli değil, hemde hiç. Sadece buna dair hiç bir belirti yoktu gözlerinde. Birazda içim rahatlamıştı. İlerledim. Adımlarım hızlandı, içeri girer girmez. Aslı ile göz göze geldik. Hiç kimseyi bukadar öpmek istememiştim, tuttum kendimi. Beni olmadığım biri gibi tanıyacak diye korkuyordum. Evi bulunca kadına saldıranlar gibi görünmek istemedim. Utandığımı biliyordu, bu yüzden elimden çekip beni mutfağa götürdü. Şapşal bir ifadeyle suratıma baktı.. Bugün tatlı yapıp satacaktı ve benden yardım istemişti. Mutlu bir şekilde işe koyulduk. Tabi Aslı benim, teyzelerimden görüpte öğrendiğim marifetlerimi bilmiyordu, sürekli şunu şuraya koymalısın diye öneriler veriyordu. Bende çaktırmıyordum yanlış olduğunu, bildiğim gibi yapıyordum. Fırından çıkarıp tadına baktığımızda
- Her zamankinden daha lezzetli, bir elin nesi var iki elin sesi varmış hakikaten.
- (Gülüyorum)
Beraber evden çıkıp sokak sokak gezdik ve tamamını sattık. Çok yorgunduk ve saatden haberim yoktu, çok geç olmuş. Her şey için birbirimize teşekkür ederken Aslı,
- Benimle kal.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder