Günün güzel saatlerinde, merhaba, Tanrım!
Beni seviyorsun, görüyorsun, dokunuyorsun. Çimlerine bastığım, limanlarında sabahladığım için özür dilerim. Kadınların koynunda parfümümden bir tutam bırakıp, kaçtığım için beni cezalandırma. Kendimi kuşçasına hayal ediyordum. İnsan olmak beni yoruyor. Gidiyorum. Kendimden bile. Zamanın beynimde tersine aktığını hayal ettiğim zaman, ellerimde oluşan hava kabarcıkları, vücudumdaki en güzel yerlere sahip oluyordu. Sabah yanımda uyanan, sahnemdeki perdeleri açıp, hadi öldüğün oyundan kalkta kahvaltı yapalım diyordu. Ben, yastığımda küçükten büyüğe doğru kötü ironiler besliyorum. Kuşum ben, kanadı eksik, ağzında yemeği ve çıkan kaburgalarıyla. Başkasına verdiğim yem, içimde paylaşılamıyordu. Mutlu olduğum için yardım ederken, artık mutluluk bana bir türlü yetemiyordu. Küçücük şeyler benden, bense küçücük şeylerden zahmet edipte doyamıyordum. Dünyanın benden çıkardığı acıyı, herkese armağan ediyordum.. Hala ediyorum.
Bana mutlu bir yüz çiz Lavender, bense onu anlamak için 360 kişiyi hayata döndüreyim. Sevdiklerini kaybeden insanların hüznünü izledikten sonra, nasıl geri kazandıklarını izlediğimden beri hiçbir şey sona kalmadı kendimden. Ozaman yeniden, yeni gelenlere, tanıtayım.
Merhaba, ben Lavender. Arkadaşlarıma nezaketen arkadaş diyorum yoksa hepsi ciğeri iki kuruşluk insanlardır. Hayatımda çok insan var ama en sevdikleri canlarını yakanlardır. Ben basit bir insanım. Dünya değerini, barışı en önde tutanım. Kötüyüm burda, ne kadar masum olsamda. Basit kalabalığın arasına sıkışıyorum, kalbim sıkışıyor ve çıkamıyorum. Herkesten nefret ediyorum desem dostlar üstüne alınmaz, iyi rol yapıyormuşum. Halbuki herkes, herkesi tanıyor. Herkesin kim olduğunu, kendi olduğunu, nerede varolduğunu ve nerelerde varolamadığını herkes biliyor! Peki ya ben? Ben sadece olmak istediğim kişi ile kavgalar ediyorum çünkü o beni istemiyor. Yakıştırmıyor kendine benliğimi. İstemekten vazgeçmiyorum. Adaleti sağlayan yargıç gibi, uykusuz ve sadece huysuzum. Çünkü kurallar içerisinde özgürüz, en azından nefes alacak kadar. Yada bilemiyorum. Bu aralar herkes gaz maskesi takıyor. Çocuğun teki sopa atarken, arkasından insanlar koşuyor. Bu ne akıl almaz iştir anlamadım. Bense izliyorum, zaman yarışıyor, uzakta kalmayı tercih ediyorum.
Beni seviyorsun, görüyorsun, dokunuyorsun. Çimlerine bastığım, limanlarında sabahladığım için özür dilerim. Kadınların koynunda parfümümden bir tutam bırakıp, kaçtığım için beni cezalandırma. Kendimi kuşçasına hayal ediyordum. İnsan olmak beni yoruyor. Gidiyorum. Kendimden bile. Zamanın beynimde tersine aktığını hayal ettiğim zaman, ellerimde oluşan hava kabarcıkları, vücudumdaki en güzel yerlere sahip oluyordu. Sabah yanımda uyanan, sahnemdeki perdeleri açıp, hadi öldüğün oyundan kalkta kahvaltı yapalım diyordu. Ben, yastığımda küçükten büyüğe doğru kötü ironiler besliyorum. Kuşum ben, kanadı eksik, ağzında yemeği ve çıkan kaburgalarıyla. Başkasına verdiğim yem, içimde paylaşılamıyordu. Mutlu olduğum için yardım ederken, artık mutluluk bana bir türlü yetemiyordu. Küçücük şeyler benden, bense küçücük şeylerden zahmet edipte doyamıyordum. Dünyanın benden çıkardığı acıyı, herkese armağan ediyordum.. Hala ediyorum.
Bana mutlu bir yüz çiz Lavender, bense onu anlamak için 360 kişiyi hayata döndüreyim. Sevdiklerini kaybeden insanların hüznünü izledikten sonra, nasıl geri kazandıklarını izlediğimden beri hiçbir şey sona kalmadı kendimden. Ozaman yeniden, yeni gelenlere, tanıtayım.
Merhaba, ben Lavender. Arkadaşlarıma nezaketen arkadaş diyorum yoksa hepsi ciğeri iki kuruşluk insanlardır. Hayatımda çok insan var ama en sevdikleri canlarını yakanlardır. Ben basit bir insanım. Dünya değerini, barışı en önde tutanım. Kötüyüm burda, ne kadar masum olsamda. Basit kalabalığın arasına sıkışıyorum, kalbim sıkışıyor ve çıkamıyorum. Herkesten nefret ediyorum desem dostlar üstüne alınmaz, iyi rol yapıyormuşum. Halbuki herkes, herkesi tanıyor. Herkesin kim olduğunu, kendi olduğunu, nerede varolduğunu ve nerelerde varolamadığını herkes biliyor! Peki ya ben? Ben sadece olmak istediğim kişi ile kavgalar ediyorum çünkü o beni istemiyor. Yakıştırmıyor kendine benliğimi. İstemekten vazgeçmiyorum. Adaleti sağlayan yargıç gibi, uykusuz ve sadece huysuzum. Çünkü kurallar içerisinde özgürüz, en azından nefes alacak kadar. Yada bilemiyorum. Bu aralar herkes gaz maskesi takıyor. Çocuğun teki sopa atarken, arkasından insanlar koşuyor. Bu ne akıl almaz iştir anlamadım. Bense izliyorum, zaman yarışıyor, uzakta kalmayı tercih ediyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder