25 Kasım 2015 Çarşamba

4.


Çoğu şeyi aklımda birleştiremiyorum Aslı, çünkü benim her yanım eksik. Bilmiyorum anlamlarını, yüz ifadelerini, konuştuklarını. Uzağım sanki, yorgunluktan ayaklarım kırılana kadar koşsam yetişemiyecek gibi hissediyorum, özelliklede dengesiz duygularıma. Kuyruğunu yakalamaya çalışan köpekler gibiyim, birde pişman. Pişmanlık insanı derinden yaralarmış, nefes alamazsın demişlerdi. Gülüyordum. Zaman neden bukadar kötüdür, hiç anlamıyorum. Verdiğini alır, aldığını vermez, vermediğini gözünün içine sokar ama ölene dek alamazsın. Anneni, babanı, kardeşini, arkadaşlarını. Mezarındaki çiçekleri bile bir gün çalacaklarken bu neyin telaşı, anlamıyorum. Bana dünyadan bahset biraz, belki benim pencerem buharlıdır göz yaşımdan. Belkide siyahtır, klasik sonlarımdan. Hatta belki, birazda sensindir ama perdeleri açamıyorumdur umutsuzluklarımdan. Eğer yanımdaysan, evime gel. Her şeyin tozunu alalım ilk önce, malum orda senelerdir yokum. Sonra sabah olsun, açalım her yeri, güneş doğsun yüzümüze. Sonrada belki sana açıklayamam, aşık olurum. Öperim, severim.. Yada hiç bilmeyeceksin belkide, yolda ayağına takılan taş gibi oynıyacaksın benimle. İşin bitince bir kenara fırlatacaksın, uçup gideceğim. Bunu istemiyorum, sende isteme. Ben umut istiyorum artık, yaşama sevinci. Şımarık, biraz duygusuz, çocuklar gibi olalım istiyorum. İnsan birine hepmi muhtaç kalabilir? Belirli aralıklarda. Mesela, en sevdiğin insandan başlayıp en sevmediğine kadar yaz duvarlara. Sonra aralarındaki sıcaklık ile soğukluk derecelerini hesapla. Benim gibi soğuk seviyorsan, en son sıradasındır. Az bulunmasına rağmen, hor görülen..  Gerçi şaşırmıyorum, yaşadığımız yer bile bir çöplükten ibaret. Ben en çok bu yüzden seni sevmek istiyorum Aslı. Çöpçü gibisin, ama kokmuyorsun. Lavender gibi kokun.. Neyse saçmalıyorum yine, şapşallıkta başladı bende, sonu nereye gidecek bir bakalım. Yada sonsuzluğun? Bana sonsuzluk dedirttin, kendinle gurur duy. Şimdi duvar rengi siyah olan odamdaki, soğuk yorganlarıma döneceğim bir kadeh şarapla, kafayı bulup. Sakın peşimden gelme, utanırım.
Yastığı iki ayağımın arasına sıkıştırıp uyuyacağım şimdi, fazla zayıfım, kemiklerim bedenimden rahatsızlık duyuyor. Fakir bir ailedir benimkiler. Fakir derken, dar görüşlü, cahil, kısıtlayıcı, gökkuşağı nerde ne zaman çıkar onu bile bilmezler. Ben bu yüzden fakirim , en çokta sevgiden. Sen zengin bir saraydan gelmişsin, masallarımda. Sevgiye tok, duygulara. Umutla bakan gözlerin var, enerjin beni sarhoş ediyor çoğu zaman. Alkoliğim ve iyiyim. İlk kez, bende güzelim. Sevimli, işe yaramazdan uzak, birileriyim, biriyim. Karakterimi keşfettim, yazabiliyormuşum. Sesimde fena değilmiş, bir ara seninle sanatçıymışız gibi, sahnede yeni melodiler keşfedebiliriz. Sözleri unutalım, birbirimize bakalım ve zaman orda dursun ya. Ne olur dursun.  Çünkü gecenin ardından, evime geri döneceğim. Sanki, hiç gitmemişim gibi korkuyorum. Soğuk ne, bunu hissedebiliyorum. Kendimle savaşıyorum, içiyorum, her şeyin içine edip batırıyorum! Merhaba işe yaramaz ben, kötü olmayı özledin mi? Hadi, durma. İçindeki mutlu insanları öldür, onları benden al. Aslıyıda, Aslı.. Aslıyı bırak, bırakman gerek! Kalbime tutun, gitme. Gitmemelisin, yoksa gidiyormusun? Nereye gidiyoruz. Tanrım sıkışıyorum, kenara, köşeye, kendime, dilime, beynime. Dünyanın tüm güzelliklerini görmek yerine tüm karanlık vadilerine saklanmak istiyorum.

-Lavender, uyan!
-Aslı geldi, onunla tanış.
-Ne diyorsun sen?
-Biliyorum, gitmemesi için uğraşıyorum ama bende ben bile kalmamışken saçmalık olur.
-İçindeki her neyse Lavender, beyaz çiçeklerin, yeşil umutların, uçan tozların, yarım ayın içine gönder! Eğer yok etmezsen, yok olayım. Sudan derelerden akayım, bulunamayım. Yemin ediyorumki, odandaki tüm yalnız ruhların adına, ben buradayım!
-Lavender, uyansana.
-Ne, ne oluyor?
-Sadece bir rüyaydı
J Dün gece çok eğlendim, teşekkür ederim. Ama şimdi gitmem gerek, derse geç kaldım. (Öpücük)

Gördüğüm kabusu eriten, bir yanak öpücüğünden daha güzel ne olabilirdi ki..
Kapının gıcırtısından sonra, ayağa kalktım. Kendime ilk kez kahvaltı hazırladım. İlk değilmişçesine, hayatıma normal olarak devam ettim. Yeni halime şaşırmadım, kendimi kandırmak istedim. Sanki hep böyle huzurluymuşum, sanki Aslının ilk öpücüğü değilmiş gibi. Sanki bedenim, hep sıcak kalmış gibi. Üsütme en sevdiğim kıyafetlerimi giydim. Asker kotum, lekeli beyaz tişörtüm, siyah deri botlarım ve bandanam ile sokağa fırlayı verdim. Sağa ve sola baktım. Bakarken birileri daha bana baktı ama görmedim. Biraz alışılmışın dışında giyinmiş olabilirim büyüklerimiz için, ellerinden öperim. Öperimde, onlar istemez. Neyse, Yoluma devam edeyim. Ağacın üstündeki kuş, merhaba. Sesin harika. Gideceğim yolun taşları, eski ama sağlam. Kulağımdaki kulaklıkta, sözsüz bir alt yapı, üstüne bir kaç şey karalıyorum. Metroya bindim, Aslının okuluna gittim. Dersi bitmiş, kapıya doğru yürüyordu. Ne kadar güzelsin, Aslı. Attığın her adım, kalbimi daha hızlı çarptırıyor. Seni...

-Lavender, ne işin var burda.
-Sevinmedin mi yoksa?! Hata mı yaptım? (Telaşlı)
-Hayır çok sevindim. Söyle bakalım, nereye  gidelim?
-Kitap evime.
-Nasıl?
-Kitap evim. Bu yaşıma kadar biriktirdiğim kitapları, anıları, duvarlara dizdiğim yer. Evi kendim  yaptım, aslında bir oda. Görmelisin!

Kitap eve doğru yürümeye başladık, Aslı bana bakıyordu. Dudak çukurlarının zerafetinde, ziyaret eden ben, ne çok yakışmıştı ona.  Heyecana alışmış kalbimle, hızlıca ilerlerken, Aslı birden önüme geçti. Bana, sen hayatımda tanıdığım en utangaç ama en iyi insansın dedi. Dünyalar sizin olsun, Aslı yavaş yavaş benim oluyordu. Gülümsedim, yaklaştım, dahada yaklaştım. Burnumu, burnuna sürttüm ve peri tozlarım olsa, yıldızlara uçmak için son hakkımı seninle kullanırdım dedim. O, onu öpeceğimi sanmıştı. İçimdeki kahkaha isteğini, zorlamıştım. Fazlada tutamadım, oda zaten tutmamıştı. Öylesine eğleniyorduk ki, bitmeyecek gibi.  Kikirderken bir anda kitap evine geldiğimizi farkettim, boynumdaki anahtarı indirip kiliti açtım. Siyah bir oda, ve içinde renkli kitaplar vardı. Dekorasyonun tabanında, yarısı mermer, yarısı tahta olan 2 bölüm vardı. Bir tarafı Aslıydı. Pürüssüz ve sağlam. Bir tarafıda ben, kırık ve hasarlı. Saatler geçip ilerlerken, kitapların çoğunu bildiğini farkettim. Sanırım benimle birlikte olmasının sebebi, benden bir parçaya sahip olmasıydı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder