Pısırık bir adam düşünün, karısının sözünden çıkmayan, ona hizmet eden hatta ve hatta bazen kölesi haline gelen. Güneş yok diye açmayan papatya tomurcuğu gibi. Tamda böyle bir dünyanın içindeymişim, haberim eksi sıfır partisini kutluyor. Benden bir ton habersiz kalbimde sadece yaşamak için çaba sarfediyor. Herkes tarafından neden yoktum.. Herkes neden herkesleşiyorken, herkesleşenler neden farklı maskeler takıyordu. En önemliside ben neyin, hangi zamanın içindeyim bilmiyorum çünkü akşamdan, haftalardan, aylardan hatta matematik sınavından kalmayım. Zengin, popüler, çoğul, tek, yalnız, fazla meşkul.. Hepsiyim, bir günde hepsiydim. Kaç tane yüzüm var, bilmiyorum. Beni tanımayan dört, tanıyan iki, dostum hiç der. Profösyöneldim, en azından kendimi saklama konusunda. Bazen okadar kaybolurum ki, denizden gelen dalgalar sırtıma değmez. Canı tatlı insanlarada katlanamam Aslı, sen böylesin. Bu arada, seni seviyorum. İçimden.
-Ama seni görebiliyorum.
-Ya sadece bir hayalsem? Ozaman..
-Hayaller gerçek olmak için bekler.
-Gerçek ve yalanı ayırt edemeyen biriyim ben.
-Bazen bende şüpheye düşerim. Doğru olduğumu bilmeme rağmen çoğunluk yanlışsa, kendime acaba ben mi yanlışım diye sorarım. Sonra herkeste olmayan o şey bana cevap verir ve bundan emin olurum.
-Şey?
-Özgüven.
Aslı yeniden bende olmayan bir özelliği yüzüme vurunca, kaçtığım düşüncelerin içinde buldum kendimi. Ben, ego tahtımın karaktersiz olduğunu biliyorum. En kötüsüde buna boyun eğiyorum, eğdikçe psikolojimin nefsine sarılıyor ipler, yeniden sandalyeyi yere yığıyor köklü ayaklarım. Köklü diyorum çünkü, başarılarımın en ucundayken ne güzelde en dibine batırıyorum. Nasılda kesiyorum en sevdiğim tabloların ressamlarını hayallerimden. Bana lazım olan bolca özgüven, bunun arkasında gelen pozitif enerji ve sonunda evrene yollayacağım sonu bitmez teklifler. Ama özgüvenim yok, yok dedikçe azalıyorum. Ee ne yapayım ben şimdi? Yanımdaki kaslı hatunlara bakıp iç mi çekeyim yada çocuğu büyük üniversiteleri bitirmiş karşı komşunun, nasıl pohpoh landığınımı izliyeyim. Aklıma takıldıkça takılıyor, insan olabilmek için illa bir başarımı elde etmek gerekiyor? Başarılı doğdu diyecek haliniz yok biliyorum, ama başarı nasıl baktığınıza bağlı. Bu günlerde iyi biri bile olmak bir başarı kavramına sahip mesela, oysa bu bir kural haline gelmekte. Kötü olmak yasal değil deseler, maskesini çıkaracak okadar karakter tanıyorumki. Gökyüzü bile böylesine bulutluyken, bu neyin parlaklığı. Aslı, öyle değil tabi. Hayatı sever, yağmurla dans eder, maskelerin üstüne gökkuşağı çizer. Boşuna mı? Kıskanıyorum hayat enerjisini, imreniyorum, bazen sarılmak istiyorum.. O benim rahatlamış halim. Deli gibi sinirliyken çığlık atıp birden gülmeye başlayan bir ben gibi. Haline gülüyor, düşüyor ve ona kimse gülmüyor. Son bahar yaprağı gibi. Hatta bazen son bahar gibi geldiğinde üstüme ne giyeceğimi bulamıyorum, heycandan bir sıcak bir soğuk oluyor, değişiyor hava şartlarım. Ve gidecek biliyorum, kış gelecek. Kazaklarım tükenecek, bazen sıcaklığı yazın bazen ilk baharın rüzgarı. Gelip giden mevsimler yüzünden, bedenim karmakarışık. Ama, piyanonun tuşlarına nasıl basıyorsam sanada öyle dokunuyor duygularım. Kırgın, dağınık, notasız, duygusal, sevinçli..
Bunu unutma.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder