25 Kasım 2015 Çarşamba

2. Gözleri renkli, siyah kadın



Merhaba, Tanrım! Sanırım beni duyuyorsun. Beni affettin, görebiliyorum. Hayır, artık gerçekten görebiliyorum. İyilik saçıyorum, yardım ediyorum, sekerek koşuyorum. Ovalarda yuvarlanıyorum,  kötü hayalleri bıraktım gibi. Huzurluyum, yatağım sıcak. Yanlış anlamayın, yeni bir köpek sahiplendim. Aslının, müstakbel eşim olmasına daha var. Umarım çok yoktur. Sabırsızlanıyorum. Evet, şimdiden. Ölen kardeşimin fotoğrafına bakıyorum, bir kenara sıkıştırıp atmıyorum. Ordasın, biliyorum. Annemi arıyorum, annem işte. Değişmemiş, ben değişmişim. Seviniyorum. Babamla konuşmuyoruz, yenmem gereken daha çok şey var. Yenmek istemediklerimde. Mesela, kapı çalınıyor. Açmıyorum, açmadığım için pişman oluyorum. Pişman olduğumu unutuyorum, doğal olarak içimdeki sıkıntının ne olduğunu sonradan bulamıyorum. Eskiden unutmazdım, tam tersine baştan sona kadar yazardım. Hatırlamak için. Kendimi cezalandırmak için. Evdeki tüm ışıklar kapalıdır, sadece kirayı ödüyordum çünkü çatı altında uyumayı özlemiştim. Sokaklarda uyurdum. Abuk subuk insanlarla takılırdım. Benim adım abuk subuktu. Onların çetesindendim. Kurtulamadım, hastanelerde yattım. Kendim için değilde, işkenceden kurtulmak için uzak durdum. Alışkanlıklarım silinmemiş, gizlenmişti. Odanızdaki dağınıklığı yatağın altına tıkmak gibi. Aslının yanında uzun kollu giyerim hep, yaralarımı görüp sormasın diye. Kaybetmekten korkuyorum, yalan söylemeyecektim. Zaten basit bir insanın, en fazla ne kadar güzel bir hayatı olabilir ki? Gece, gözlerimi kapatıp rahatça uyumak istiyorum. Olmuyor. Küçükken sarılıp uyuyacağım bir oyuncağım bile yoktu, sadece tavandaki ışık vardı. Onun beni koruduğuna inanırdım. O ışığı hiç kapatamadım. Kapatsam, karanlık beni içine çekecek gibiydi. Mahalledeki çocuklar bisikletleri ile yarışırken ben, bir köşede onları izliyordum. Babaları yanlarına gelip, aferin derdi. Saçlarını okşardı, sarılırdı. Onları izlediğim köşeden bakıp, ağlardım. Benim bir babam vardı. O bir ağaçtı, duvardı, sehpaydı.. Hayatta varolup, konuşmayanların arasındaydı. Belki çocukken bir duvara bile aşık olabilirsiniz ama eğer  18 yaşına yeni girmiş bir biriyseniz, işler çok zor. Ben, beyaza katlanabilirim. En azından üstüne bir kaç renk fırlatabilirim. Siyaha katlanamam, beyaz tebeşirle karalarım. Zamanla silinir, yine siyah olur. Biliyorum, denedim. O yüzden kendi haline bıraktım. İlla çukura doğru yürümek istiyorsanız, siz bilirsiniz. Ben çukurda bekliyor olacağım. Zamanla gücümle birlikte, nefretimde gelişti. Sevmek ne bilmiyor ama nefreti damarlarımda hissedebiliyordum. Aynaya bakıyorum, güzel değilim. Saçlarımı kestim, küçücük bedenimin içine 3 kişiyi sığdırmıştım bile. Biri sevgi, biri umut, diğeriyse ben. İçimde ama donmuş, çürümüş, unutulmuş. Ellerime bakıyorum, düzensiz. Çizgileri eğri, damarları keskin ve yaralı. Olmadığım biri gibi davranıyorum. Kimseye muhtaç değilim. Hayatta tek başıma yürüyebilirim. Bir aileye ihtiyacım yok. Bazen kendime bile, fazla geliyorum. Gözlerim, derin okyanus mavisidir. Saçlarım,kum. Tenim, akşam üstü. Gel gelelim ki, saçlarımda yürüyemezsin. Gözlerimde yüzemezsin. Tenime bakamazın. Kafeste gibiydim. Günler çabuk geçsin diye sürekli uyku hapı içiyordum, sokaktaki çocukların gülüş sesleri gelmesin diye, kapılarım hep kapalı. Odamdaki duvarın üstünde, siyah ama gözleri bal bir kadın çizilidir. Kolyesi, elbisesi, göğsü, cinsel organı, dudakları yok. İnsanlar ona bakıp haz alamasın diye. Sadece iki eli, iki ayağı ve iki gözü vardı. Burnuda yoktu, silmiştim. Evi haftalardır temizlemiyorum, rahatsız olmasın diye. Sonra tamamını sildim, çaresizdim. Hayalimde bile birini, kendime uygun göremiyorum. Hiç kimse arkamdan gelip sarılmıyordu. Kitap yazılarında kelimelere dikkat ederdim.  Bir kitapta en fazla yazılan cümle veya kelime, yazarın hayatındaki eksiği yada fazlasıydı. Sofraya konulan eşit tabakları inceliyorum, sevdiğim insanla benim bardağım aynı renk olmalıydı. Pervanelerin rüzgarı nasıl dalgalandırdığını hisseder, dahada hızlanırdım. Ellerimi açıyorum, yürüyorum. Gökyüzüne bakıyorum, kafamı yere eğiyorum. Çok serin, hafifliyorum. Uzayan saçlarımı kesiyorum sürekli, rahatsızlık duyuyorum her şeyden. Boş şişelerin kırık binaların duvarlarında nasılda parçalanıp gittiğini, üstüne atlayıpta içinden geçemediğim aynadan izliyorum. Kaşlarımdaki kanı, gözlerimdeki ağlamaklı ve öfkeli insana bakıyorum. Gerçek miyim? Ah gözleri renkli, siyah kadın. Sende sahtesin. Bunu, yeni öğreniyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder